Reklam

Niloya Karagöz ile Hacivat

Niloya TRT Çocuk
Niloya Karagöz ile Hacivat

Köy meydanındaki çeşmenin suyu kesilmiştir. Niloya’ nın babası, dedesi ve Mete’ nin babası çeşmenin başında suyun neden kesildiğini anlamaya çalışırlar. Onları az ileride dinleyen Niloya ve Mete ileride yerlerin suyla dolduğunu görürler. Gidip baktıklarında borunun patlamış olduğunu görürler. Hemen büyüklerine haber vermeye giderler. Büyükler o kadar hararetli konuşuyordur ki onları dinlemezler. Niloya ve Mete vazgeçip giderler. Yürürken komik bir şekilde atışırlar. Arkalarında yürüyen Murat onlara gülmeye başlar. Tıpkı Hacivat ve Karagöz gibi atışıyorsunuz der. Bu söyledikleri Niloya’ ya bir fikir verir. Büyüklere kendimizi nasıl dinleteceğimizi buldum der ve bir şarkı söyler.

İlahi Karagözüm sen de babam gibi beni dinlemiyorsun!
Bir planımız var anlamıyorsun!
Göster bize Hacı cav cav sahne nerede?
Oyunumuz başlasın izleyin siz de.

Çocuklar çeşmenin başına Karagöz perdesi getirirler. Büyükler hararetli bir şekilde konuşurken Murat onlara dinleyin size bir oyunumuz var der. Niloya ve Mete Hacivat ve Karagöz oynatarak durumu anlatmaya çalışırlar.

Hacıvat: Karagözüm gördün mü çeşmenin suyu kesilmiş.
Karagöz: Ne iki gözüm iki çeşme mi?
Hacıvat: Yok Karagözüm boru patlamış da çeşmenin suyu kesilmiş.
Karagöz: Ne demek patlamak ayıp olmuyor mu Hacivatım
Hacıvat: Yok Karagözüm büyükler bizi biraz daha dinlemezse su boşa akmaya devam edecek.
Karagöz: Patlayan boruyu gözünle gördün mü Hacivatım
Hacıvat: Gördüm tabi Karagözüm ilerideki çalının arkasında yerden su fışkırıyor. Karagözüm ben vazifemi yaptım büyüklere söyledim.
Karagöz: Gel bir daha söyleyelim . Bu defa kesin dinleyecekler. 

Çocuklar oyunu bitirince büyükler gidip patlak boruyu tamir ederler. Babası çocuklara hem teşekkür eder hem de onlardan özür diler.

Niloya Birlikte Oynayalım

Niloya TRT Çocuk
Niloya Birlikte Oynayalım

Mete ve Niloya okulun bahçesinde paten kaymaktadır. Tosbik ise bankın altında şekerleme yapmaktadır. Çocuklar boş boş paten kaymaktan sıkılıp yeni bir oyun düşünürler. Niloya2nın aklına macera tepesi oyunu gelir. Birlikte dağ tepe aşıp Tosbik'i mahsur kaldığı mağaradan kurtarmak isterler. Böylece patenleriyle engellerden aşarak Tosbik2i kurtarmaya giderler. Bu sırada Mine bisikleti ile gelir. Yerlere belirli aralıklarla taşlar koyup aralarından bisikletle geçer. Mine çok eğleniyordur. Niloya Mine'nin eğlendiğini görünce yanına gidip beraber oynayalım der. Mine çok mutlu olur. Bu sırada Mete gelip hani oyun oynuyorduk neden vazgeçtin der. Niloya arkadaşına hak verir. Mete ile oyunumuz bitsin seninle de oynarım der. Böylece oyunlarına tekrar dönerler. Çok geçmeden Murat da oyun alanına kay kayı ile gelir. Kaykayını sörf tahtası olarak hayal eder. Dalgaları aşarak denizde ilerlediğini düşünür. Niloya ağabeyinin oynadığı oyunu görüp bu sefer de onunla oynamak ister. Mete tekrar beraber oynayacaktık der. Bunun üzerine Niloya Murat ve mine'yi yanlarına çağırır. Bütün oyunları birleştirip beraber oynamayı teklif eder. Böylece önce tepeleri aşar, sonra kayalıklardan geçer en sonunda da dalgaları aşıp Tosbik'i kurtarabiliriz der. Bu fikir bütün çocukların hoşuna gider. İyice keyiflenen Niloya bir şarkı söyler.

Abi, Mete, Mine duydunuz mu Tosbik nerede
Bekliyor bizi uzaklarda bir yerlerde
Haydi binelim bisikletlere
Pedal çevirelim yolları aşalım
Tepeler engel değil bize
Patenlerle kayalım tepelerden uçalım
Denizler çıkarsa karşımıza
Sörf yapalım dalgaları aşalım
Abi, Mete, Mine duydunuz mu Tosbik nerede
Bekliyor bizi uzaklarda bir yerlerde

Hep birlikte oyun oynamaya başlarlar. dağ tepe aşıp Tosbik'i kurtarırlar. Birlikte oyun oynamanın ne kadar keyifli olduğunu anlarlar.

Niloya ilkbahar

Niloya TRT Çocuk
Niloya ilkbahar

Niloya ve Tosbik kırlara gezintiye çıkarlar. Niloya ilkbaharın bir an önce gelmesini istemektedir. dedesi kırlarda papatyalar açtığı zaman ilk bahar gelir demiştir daha önce. Bu yüzden Niloya kırlarda papatya aramaya çıkar. Biraz ileride karşısına bir papatya çıkar. Niloya onu sevinçle eline alır. Fakat bu papatya gerçek değil kağıttandır. Bu sırada birinin şarkı söylediğini duyar. Çalıların arkasında kağıt kesen Mete'yi görür. Yanına gidip ne yaptığını sorar. Mete ilk bahar bir an önce gelsin diye el işi kağıtlarından papatya yepıp etrafa saçıyorum der. Niloya bu ne güzel bir fikir diye düşünüp kendisi de yapmaya karar verir. Birlikte kağıt keserken Niloya bir şarkı söyler.

Kes katla yapıştır
Çiçeğine rengi yakıştır
Kes katla yapıştır
Uçağını gök yüzünde yarıştır
Rengarenk el işi kağıtları
Tıpkı ilk bahar gibi, sevindiriyor beni
Neşelendiriyor herkesi
Kes katla yapıştır
Arkadaşlarını barıştır
Kes katla yapıştır
Renkleri birbirine yakıştır

Birlikte uçak yapıp uçurmaya başlarlar. İki arkadaş çok keyifli vakit geçiriyordur. Bir anda Mete duraksar. Ceplerini arar. Annesinin çiçeklerle süslediği mendilini kaybetmiştir. Mete çok üzülür. Niloya üzülme onu birlikte arar buluruz der. Çocuklar mendili ararken kırmızı bir el işi kağıdının kendi kendine hareket ettiğini görürler. Mete çok korkar. Niloya kağıdı kaldırdığında altından Tosbik çıkar. Mendili aramadan önce yerdeki el işi kağıtlarını toplarlar. Bütün kağıtları toplarlar fakat mendili bulamazlar. Niloya az ileride bir kağıt parçası daha bulur. Onu kaldırınca altından Mete'nin mendili çıkar. Mete çok sevinip mendilini yerden alır. Mendilin aaltından bir papatya çıkar. Çocuklar papatyayı görünce ilk baharın geldiğini anlayıp çok mutlu olurlar.

Niloya Sıcak Soğuk

Niloya Hikayeleri
Niloya Sıcak Soğuk

Niloya, Mete ve Murat bahçede ip atlarken babasıda ileride odun kırmaktadır. Murat ve Mete ip atlamaktan sıkılırlar. Haydi artık başka bir oyun oynayalım derler. Niloya acaba ne oynasak ki derken babası yanlarına gelir. İsterseniz sıcak soğuk oynayın der. Çocuklar o nasıl bir oyun diye sorar. Babası ben ipi gizli bir yere saklayacağım. Sizde onu arayacaksınız. Yaklaştığınızda sıcak uzaklaştığınızda soğuk diyeceğim. Beş dakika içinde ipi bulamazsanız yanarsınız der. Çocuklar çok sevinirler. Bir an önce oynamak isterler. Bu sırada Niloya bir şarkı söyler.

Babamda katıldı bize
Oyun oynuyoruz hep birlikte
Sakladığı ipi arıyorum her yerde
Yaklaştım mı? Soğuk soğuk soğuk
Babamda katıldı bize
Oyun oynuyoruz hep birlikte
Sakladığı ipi arıyorum her yerde
Yaklaştım mı? Sıcak sıcak
Çok az kaldı
İp buralardan bir yerlerden çıkacak

Babası ipi ağacın dalına saklamıştır. Çocuklar ağaca yaklaştığında babası sıcak der. En sonunda Niloya ipi görür. Kendisi yetişemeyince ağabeyi Murat dalı tutup aşağıya çeker. Tam alacakken dal elinden kayar ve ip uzağa düşer. Çocuklar ipi almaya gittiğinde üzerinde bir kirpi görürler. Kirpinin ipin üzerinden ayrılmaya niyeti yoktur. Bu sırada zamanları tükenmek üzeredir. Babası geri sayıma başlar. Mete ve Murat önde Niloya arkalarında koşmaya başlarlar. Babası ilk oyunda başarılı olamadınız ikincide başarırsınız der. Niloya biz bu oyunu başardık der ve cebinden ipi çıkarır. Çocuklar şaşırıp ipi nasıl aldığını sorar. Niloya kirpi ilerleyince ben de ipi aldım der. Babası ve çocuklar Niloya'yı tebrik ederler.

Niloya Komik Niloya

Komik Niloya
Niloya Komik Niloya

Niloya odasından Tosbik'i de alıp bahçeye doğru giderken annesi ile karşılaşır. Annesi Niloya'ya bir hediye hazırlamıştır. Kuş yuvası şeklinde bir toka takar kızının başına. Niloya aynada tokayı görünce pek beğenmez fakat annesini üzmemek için hiç bir şey söylemez. teşekkür edip dışarıya çıkar. Derenin kenarından sudaki yansımasına bakar. Bu toka çok komik diye düşünür. Bu sırada Mete'nin sesini duyup ağacın arkasına saklanır. Çünkü Mete'nin tokasını görmesini istememektedir. Mete arkadaşının ağacın arkasına saklandığını görüp seslenir. Niloya tokamı gördün mü diye sorar. Mete görmedim deyince Niloya rahat bir nefes alır. Mete tokayı görmesin diye kör ebe oynamayı teklif eder. Mete gözlerini kapatıp Niloya'yı arar. Bu sırada Niloya Mine'nin geldiğini görüp kümese saklanır. Mete Niloya diye Mine'yi yakalar. Gözlerini açıp Niloya nerede ki diye sorar. Kümesten sesler geldiğini duyunca orada olduğunu anlarlar.Bu sırada Niloya bir şarkı söyler.

Annem bana bir toka almış
Komik oldum çok komik oldum
Hem de kocaman bir şey almış
Komik oldum çok komik oldum
Olsun canım annem çok beğenmiş
Yeter ki annem beğensin
Olsun canım annem beğenmiş
Yeter ki annem beğensin
Kuşlar yuva yapacak sandım
Komik oldum çok komik oldum,
Rüzgar çıksa uçacaktım
Komik oldum çok komik oldum
Olsun canım annem beğenmiş
Yeter ki annem beğensin

Niloya kümeste otururken arkadaşları gelip çık artık dışarı derler. Niloya çıkmak istemez. Bu gün çok komiğim der. Bu sırada tavuk huysuzlanıp Niloya'yı kovalamaya başlar. Onu gören arkadaşları katıla katıla gülmeye başlar. Çok komik görünüyorsun Niloya derler. Niloya arkadaşlarına kızmak yerine sizi güldürmek benim için büyük bir zevk der. Daha sonra tokasını eline alıp mutfağa annesinin yanına gider. Dürüst davranıp annesine tokanın çok komik olduğunu, o yüzden takmak istemediğini söyler. Annesi kızının dürüst davrandığı için çok mutlu olur. İstersen yarın tokacıya gidip senin beğendiğin bir tokayı alırız der. Niloya çok mutlu olup annesine sarılır.

Niloya Ayakkabı Bağı

Niloya
Niloya Ayakkabı Bağı

Niloya bahçede sek sek oynamaktadır. Murat ve Mete'de kenarda onu izlemektedir. Niloya çizgilerin üzerinde atlarken ayakkabısının bağı açık olduğu için üzerine basıp yere düşer. Mete ve Murat gülünce kendisi de gülmeye başlar. Murat ayakkabılarının bağını bağla yoksa yeniden düşebilirsin diye kardeşini uyarır. Niloya eğilip bağlamak ister fakat ayakkabı bağını bağlamayı bilmiyordur. Utandığı için bir şey diyemez. vaz geçtim ben böyle oynamak istiyorum der. Murat ve Mete top sektirmeye başlarlar. Daha sonra topu Niloya'ya atarlar. Niloya topu sektirirken yeniden bağcıklara takılıp düşer. Ağabeyi onu tekrar bağlaması için uyarır ama Niloya onu dinlemez ve bu sefer ip atlamaya karar verir. Mete ve Murat ipi sallar Niloya da atlamaya başlar. Küçük kız yine düşünce Murat sen sürekli düştüğün için oyun oynayamıyoruz der. Bunu duyan Niloya Üzülür ve Tosbik'i de alıp içeriye gider. Hiç bir şey söylemeden annesinin yanından geçip koltuğa oturur. Annesi kızında bir tuhaflık olduğunu sezip yanına gelir. Niloya ayakkabılarının bağcıklarını bağlamayı bilmediği için çok üzgündür. Annesi ona üzülmemesini söyler. Ben sana öğretirim der. Niloya bunu duyunca keyfi yerine gelip bir şarkı söyler.

Kaç Tosbiş'im kaç bağcıklar peşimizde,
Kaç yaşındayım bağlayamadım kendi kendime,
Kaç Tosbiş'im kaç arkadaşlar görmesin,
Bilmediğimi söyleyemiyorum hiç kimseye,
Kaç Tosbiş'im kaç anneme götür beni,
Kimse görmeden bağlasın dönelim geri,
Kaç Tosbiş'im kaç babama götür beni,
Kaç yaşına geldim artık öğrenmeliyim,
Kaç Tosbiş'im kaç bağcıklar peşimizde,
Kaç yaşındayım bağlayamadım kendi kendime,
Kaç Tosbiş'im kaç arkadaşlar görmesin,
Bilmediğimi söyleyemiyorum hiç kimseye,

Niloya ayakkabılarını bağlamış bahçeye geri dönmüştür. Mete ve Murat bu sırada uçurtma uçurmaktadır. Bu kez Mete'nin ayakkabısının bağcıkları açılmıştır. Koşarken takılıp düşer.Uçurtma elinden kaçıp havalanırken son anda Niloya yakalar. Mete'ye bağcıklarını bağlamasını söyler. Mete bağlamayı bilmediğini söyleyince Niloya ben sana öğretirim der. Eğilip arkadaşının bağcıklarını bağlar. Mete çok kolaymış ben de denemek istiyorum der. Bunun üzerine Niloya uçurtmanın ipini Mete'nin koluna bağlar. Mete eğilip ayakkabısını bağlar. Öğrettiği için Niloya'ya teşekkür eder.

Niloya Hikaye

Niloya
Niloya Hikaye

Aşure ayı gelip çatmıştır. Niloya'nın annesi ve babaannesi mutfakta nefis bir aşure pişirmektedir. Niloya ise sabırsızlıkla aşurenin pişmesini beklemektedir. Aşure pişene kadar babaannesinden bir hikaye anlatmasını ister. Babaannesi bugün çok yorgun olduğunu söyleyip Niloya'dan bir hikaye anlatmasını ister. Niloya uzun uzun hangi hikayeyi anlatacağını düşünür fakat bulamaz. En iyisi bahçeye çıkayım bir hikaye bulursam dönüp anlatırım der. Niloya bahçede bir sağa bir sola dönüp durur. Sürekli aklında hangi hikayeyi anlatacağı vardır. Bu sırada Mete yanına gelip ne düşündüğünü sorar. Niloya babaanneme bir hikaye anlatacağıma söz verdim fakat aklıma hiç hikaye gelmiyor der. Bunun üzerine Mete hikaye anlatmada ne var ben sana bir tane anlatayım der. Düşünür fakat onunda aklına hiç bir şey gelmez. Olduğumuz yerde biraz zıplayalım belki aklımıza bir şeyler gelir der. İki arkadaş zıplarken birbirlerine çarpıp düşerler. Onların ilginç tavırlarını gören Niloya'nın babası yanlarına gelip ne yaptıklarını sorar. Niloya olanları ona da anlatır. Babası yaşadığın olayları düşün, etrafını gözlemle elbet yaşananlardan bir hikaye bulabilirsin der. Bunu duyan Niloya bir şarkı söyler.

Köyde küçük bir kız yaşarmış,
Bir de kaplumbağası varmış,
Bazen nehirde yüzer, bazen gök yüzünde uçarmış,
Kırlarda, bahçelerde Mete ile abisi ile,
Her gün başka bir hikaye mutluluktan uçarmış,
Gök yüzünde güneş sımsıcak bakarmış,
Köylerinden geçen nehir bir başka akarmış,
İşte benim hikayem bu, başka hikaye bilmem ben,

Niloya bir hikaye bulmanın sevinci ile eve koşar. Bu sırada aşure pişmiş annesi ve babaannesi kaselere koymuştur. Niloya sevinçle bir hikaye bulduğunu söyleyip anlatmaya başlar.

''Bir zamanlar küçük bir köyde küçük bir kız yaşarmış. Bu kızın tatlı mı tatlı bir babaannesi varmış. Bir gün babaannesi küçük kızdan hikaye anlatmasını istemiş. Küçük kız düşünmüş taşınmış, dere tepe düz gitmiş fakat bir hikaye bulamamış. Ayaklarına kara sular inmiş. Fakat yorulmasına değmiş çünkü babaannesini çok seviyormuş'' Niloya hikayesini bitirince babaannesi bu hayatımda dinlediğim en güzel hikaye deyip torununa sarılır. Annesi aşureleri komşulara dağıtmamda kim bana yardım edecek diye sorar. Niloya sevinçle bekleyin komşular aşureler geliyor diye bağırır.

Niloya Tospik Aranıyor

Niloya
Niloya Tospik Aranıyor

Niloya ve ailesi fındık bahçesine fındık toplamaya gitmek için hazırlanırlar. Niloya Tospik ile birlikte dışarıda bekler. Annesi Niloya'nın sepetini getirip verir. Niloya kendi sepetine fındık toplamak istemektedir. Niloya annesi ile konuşurken Tospik sepetin içine girip saklanır. Gitme vakti geldiğinde Niloya Tospik'i bulamaz. Herkes kamyonete binmiş Niloya'yı beklemektedir. Niloya ise Tospik'i aramaktadır. Bu sırada keçi Tospik'in sepetin içinde olduğunu anlatmaya çalışır fakat Niloya anlamaz. Dedesi hadi artık gidelim dönünce ararsın kaplumbağanın der. Niloya çaresiz kamyonete biner gider. 

Bahçede fındık toplarken aklı hep Tospik'tedir. Keçi yine yanına gelip sepeti işaret eder. Niloya onu anlamaz ve sabahtan beri nedir sendeki bu tuhaflık der. Annesi yanına gelip topladın mı fındıkları der. Niloya bir sürü fındık topladığını söyler. Aklı evde kaldığı için artık eve gidebilir miyiz? der. Bir an önce gidip Tospik'i bulmak ister. Topladıkları fındıklarla birlikte eve dönerler. Niloya kamyonetten iner inmez Tospik'i aramaya başlar. Bu sırada Mete gelip ne aradığını sorar. Niloya sabahtan beri Tospik'in kayıp olduğunu onu çok merak ettiğini söyler. Bunun üzerine Mete Tospik2in resimlerini ağaçlara yapıştıralım. Bir gören olursa onu bize getirir der. Bu fikir Niloya'nın çok hoşuna gider ve bir şarkı söyler.

Tospik Tospik çok merak ettim seni Tospik,
Bahçede yoktun, tarlada yoktun Tospik,
Tospik Tospik kümese baktım yoktun, ahıra baktım,
Nerelerdesin çok özledim Tospik,
O huysuz keçi yüzünden, o huysuz keçi yüzünden,
Tospik kaçtı gitti köyden,
Var mı Tospik'i gören, nerelerdedir var mı bilen, Haber verin bana lütfen

Mete ve Niloya Tospik'in resimlerini herkese gösterir fakat Tospik'i gören yoktur. Umudunu yitiren Niloya bahçede üzgün üzgün otururken annesi yanına gelir. Niloya annesine Tospik'i çok merak ettiğini söyler. Annesi üzülme mutlaka bulursun Tospik'i der. Hem daha topladığın fındıkları da vermedin der. Niloya kenarda duran sepetin yanına gider. Bir de bakar ki ne görsün sepet hareket ediyordur. Örtüyü kaldırdığında karşısında Tospik'i görür. Niloya mutlulukla Tospik'e sarılıp seni çok özledim der.

Niloya Buz

Niloya
Niloya Buz

Lapa lapa kar yağmış her yer bembeyaz olmuştur. Niloya, Mete ve Murat karların üzerinde kar topu oynamaktadırlar. Niloya kocaman bir kartopu alıp Mete'ye atmak ister. Tam fırlattığı anda Mete Murat'ın arkasına geçer. Kartopu Murat' a çarpar. Murat durur mu? Aldığı kocaman kar topu ile Niloya mı Mete mi diye onları kandırır durur. Heyecanlanan çocuklar birbirlerinin arkasına saklanırlar. Bir anda ayakları kayıp yere düşerler. Murat'ın attığı kartopu ikisinin başına birden çarpar. Gülerek yerden kalkarlar. Buz tutmuş dereye gidip bakmak isterler. Bu sırada annesi onları pencereden izler. Pencereyi açıp çocuklara dikkatli olmalarını, derenin üzeri buz diye üzerine çıkmamalarını söyler. Çocuklar tamam deyip dereye giderler. Bu tutmuş dereye uzun uzun bakarlar. Niloya ben bu derenin üzerinde paten yapacağım der. Ağabeyi Murat annesinin söylediklerini hatırlatıp onu ikaz eder. Bunun üzerine Niloya bir şarkı söyler.

Kar topu oynarım kar sevinciyle,
Kardan adam yaparım kış mevsiminde,
Patenimi kayarım buz pistinde,
Neşeyle zıplarım kış mevsiminde,

Çocuklar buzla kaplı dereyi hayranlıkla izlerken derenin üzerine bir fındık düşer. Küçük bir sincap fındığı almak için derenin üzerine çıkar. Ayakları kayıp düşer. Bu sırada buz sincabın ağırlığını kaldıramaz ve kırılmaya başlar. Çocukların endişeli bakışları altında sincap küçük bir buz kütlesinin üzerinde kalır. Çocuklar onu nasıl kurtaracaklarını düşünürken Niloya az ileride bir dal parçası görür. dalı alıp sincaba doğru uzatır. Bu sırada sincabın annesi de gelmiştir. Niloya hadi dalın üzerinden gel, bak annende burada der. Küçük sincap önce tereddüt eder fakat annesini görünce dalın üzerinden yürüyerek gelir. Çocuklar sincap kurtulduğu için çok mutlu olurlar. Daha sonra kar topu oynamaya kaldıkları yerden devam ederler.

Niloya Mısır Ekmeği

Niloya
Niloya Mısır Ekmeği

Niloya ve Murat karla kaplı tepelerden kızakla kayarak eğlenmektedir. Evlerinin önüne geldiklerinde babasının arabayı çalıştırmak için uğraştığını görürler. Murat yollar karla kaplı araba çalışsa bile bir yere gidemez ki der. Bu sırada Mete yanlarına gelir. Biraz üzgündür. Niloya üzüntüsünün sebebini sorar. Mete hiç mısır ekmeği kalmadığını, babasının yollar kapalı olduğu için mısır ununu götüremediğini söyler. Niloya kendilerde hatta bütün köyde ekmek kalmadığını söyler. Bu sırada aklına bir fikir gelir. Mısır unlarını kızakla taşıya bileceklerini söyler. Bu fikir çocukların çok hoşuna gider. Hemen Mete'nin babasının değirmenine giderler. Hasan amca değirmende un öğütüyordur. Çocuklar ilgiyle onu izler. Niloya, Mete ve Murat köyde ekmek kalmadığını unları değirmene kızakla götürebileceklerini söylerler. Hasan amca çocukların teklifini kabul edip iki çuval un verir. Çocuklar hevesle unları götürürken Niloya bir şarkı söyler.

Yağmurda büyür mısır güneşte olgunlaşır,
Artık vakti gelince teker teker toplanır,
Artık vakti gelince teker teker toplanır,
Mısırlar değirmende öğütülür un olur,
Mısırlar değirmende öğütülür un olur,
Fırınblarda pişince mis gibi ekmek olur,

Fırında pişen ekmekleri sepetlerin içinde bütün köye dağıtırlar. sepette son kalan ekmeği aralarında paylaşırlar. Bu sırada yerde küçük bir kuş görüp dururlar. Niloya ekmeğinden bir parça koparıp kuşa verir. Aç olan kuş ekmeği alıp uçar. Çocuklar arkasından bakıp neşe içinde gülerler.

Rafadan Tayfa 50. Bölüm ( Efe Gibi )

Efe Gibi
Rafadan Tayfa Efe Gibi

Kamil ve Mert okulun halk oyunları seçmelerine katılmak için zeybek öğrenmeye karar verirler. Sokağa getirdikleri kaset çalardan zeybek havası açıp çalışmalara başlarlar. Bu sırada eski kamyonetin arkasından Hayri çıka gelir. Zeybek oyunu çok ağır olduğu için sıkıcı olduğunu söyleyip arkadaşlarının moralini bozar. daha hareketli bir halk oyunu çalışmayı teklif eder. Mert geçen sene başlarına gelen olayı anımsayıp Hayri'nin fikrini red eder.

Geçen sene seçmelerde sahnede halk oyunu oynarken halay başı Hayri'ye ayak uyduramadıkları için sahneden düşmüşlerdir. Aynı olay yeniden başlarına gelmesin diye daha ağır olan Zeybek'i tercih etmişlerdir. Hayri kenardan onları seyrederken Kamil ve Mert zeybek oynamaya başlar. Bir anda birbirlerinin ayağına basıp düşerler. Hayri katıla katıla gülmeye başlar. Çocuklar bu işin böyle olmayacağını düşünüp bilen birinden yardım almaya karar verirler. Zeybek ege yöresine ait bir oyun olduğu için egeli kim var diye düşünürler. Hayri biraz düşünüp memleketi Aydın'dan kasa kasa incir gelen Basri amca var der. Bir çırpıda soluğu Basri amcanın evinde alırlar. Basri amca evine gelen çocuklara kuru incir ikram eder. Mert incirleri yerken sizin oralarda başka neler meşhur diye sorar. Basri amca incirden başka üzüm ve turunç ta vardır. Hele bir tarhana çorbası yapılır kokusu her yerden alınır der. Bunu duyan Hayri'nin iştahı kabarır. Mert daha sonra konuyu halk oyunlarına getirip hangi oyunların oynandığını sorar. Basri amca bizim oralarda zeybek oynanır fakat ben pek bilmem der. Çocuklar bir anda umutsuzluğa kapılır. Basri amca içeriden biraz daha incir kurusu getirmeye gittiğinde Hayri yanlışlıkla kaset çaları açar. Zeybek müziği çalmaya başlar. Basri amca müziği duyunca birden zeybek oynamaya başlar. Tekrar umutları yeşeren çocuklar Basri amcadan kendilere de zeybek öğretmesini isterler. Basri amca boş bulunup bir anda sinirlenir. Çocuklar tam kapıdan kaçarken fikrini değiştirip durun bakalım hani zeybek çalışacaktık der. Çok fazla incir kurusu yediği için eve kaçar.

Hiç zaman kaybetmeden hemen çalışmalara başlarlar. Basri amca çocuklara önce efe gibi durmayı öğretir. Daha sonra nerede yaptıkları hataları fark edebilmek için bir kamera getirmelerini ister. Biraz çalıştıktan sonra da bu günlük bu kadar yeter der. Ertesi gün Kamil ve Hayri yanlarında bir kamera getirirler. Kameranın karşısında çalışırlar. daha sonra ekranda nasıl oynadıklarını izleyip hatalarını fark ederler. Basri amca artık hatalarınızı gördüğünüze göre daha çok çalışarak bu işi öğrenebilirsiniz der. Günler boyu usanmadan çalışırlar. Seçmelerin olduğu gün geldiğinde sahnede hatasız oynayıp halk oyunu ekibine girerler. kamil ve Mert' den sonra Hayri sahneye kaşık havası ile çıkar. Sahnede kaşık havası oynarken ayakları birbirine dolaşıp yine sahneden düşer.

Rafadan Tayfa 49. Bölüm ( Türk Sanat Müziği )

Türk Sanat Müziği
Rafadan Tayfa Türk Sanat Müziği

Rafadan Tayfa ekibi, Hale, Sevim ve Rüstem ağabey tamirci Saadettin ustanın dükkanını temizlediği için Sadettin usta onlara mükellef bir kahvaltı hazırlar. Neşe içinde sohbet edip kahvaltılarını yaparlar. Kahvaltıdan sonra Saadettin amca içeride Rüstem ağabeye biraz kanun çalar. Daha sonra aralarında bir şeyler konuşurlar. Çocuklar onlara dışarıdan kulak misafiri olurlar. Hemen içeriye girip neler olduğunu sorarlar. Rüstem ağabey, Sadettin amca ve Basri amcayla birlikte Türk Sanat Müziği parçaları söyleyeceklerini söyler.

Bir süre sonra Mert evlerinin terasını çalışma yeri olarak ayarlayıp Rüstem ağabey, Basri amca ve Sadettin amcayı çağırır. Kendisi de onları rahatsız etmemek için sokağa arkadaşlarının yanına gider. Üç kafadar ne çalalım diye düşünürken Rüstem ağabey Basri amcaya senin eski besteni çalalım der. Böylece Rüstem ağabey keman, Basri amca ud, Sadettin amca da kanununu çalmaya başlar. Onlar huzurlu bir şekilde çalışırken bir anda terasa bir top arkasından da bir ayakkabı teki düşer. Çalışmalarını bölüp aşağıya bakarlar. Rafadan Tayfa futbol oynarken topu ve ayakkabıyı yukarıya atmıştır. Basri amca bunlar bizi çalıştırmayacak galiba der. Saadettin usta çocuklara bugün top yerine misket oynayın biz de biraz çalışalım der. Çocuklar misket oyununu yanlış anlarlar. Akın, Hale ve Sevim'i de çağırıp Kamil'in getirdiği kaset çalardan Ankara misket havası çalarlar. Hepsi birlikte sokakta misket havası oynarlar. Çalışmaları müzik sesiyle bozulan Basri amcalar tekrar aşağıya baktıklarında oynayan çocukları görüp gülümserler. Saadettin usta çocuklara seslenip misket havası değil bilyelerle misket oynayın demek istemiştik der. Rüstem ağabey biraz sessiz olup çalışmalarına izin vermelerini ister. Bunun üzerine çocuklar özür dilerler. Sessiz sedasız misket oynamaya başlarlar. Bu sırada birden rüzgar çıkar. Basri amcanın bestesi olan nota kağıtları etrafa dağılıp uçmaya başlar. Rüstem ağabey çocuklara seslenip kağıtları toplamalarını söyler. Çocuklar mahallenin her yerine dağılıp sayfaları toplarlar. Daha sonra Akın onları yukarıya götürür. Hepsi burada bir arada deyince Rüstem ağabey gün içinde çocukların konuşmalarını anımsayıp aklına bir fikir gelir. Yarın arkadaşlarına söyle onlara bir sürprizimiz olacak der.

Ertesi gün çocuklar Basri amcanın bahçesindeki yerlerini alırlar. Rüstem ağabey onlara sürprizini açıklar. Bugün size bir Türk Sanat Müziği  konseri vereceğiz der. İlk eser müziği Saadettin ustaya, sözleri kendisine ait olan ''Rafadan'' şarkısını sunar. Rafadan tayfa şarkısını Türk Sanat Müziği makamında çalıp söylemeye başlarlar.

İstanbul'un bir yakasında,
Oynar mahalle ortasında,
Hepsi burada bir arada,
Rafadan Tayfa, Rafadan Tayfa

Rafadan Tayfa 47. Bölüm ( Vantrilok Kamil )

Vantrilok Kamil
Rafadan Tayfa Vantrilok Kamil

Kamil arkadaşlarına Vantrilok gösterisi yapmak için yalvar yakar tamirci amcadan kukla alır. Bu sırada arkadaşları mahallede Kamil'in gösterisini heyecanla beklemektedir. Hayri gösterinin adını bir türlü anımsayamaz. Hale Gösterinin adı Vantrilok der. Vantrilok ağzını hareket ettirmeden karnından konuşmak demektir. Onlar merakla gösteriyi bekleye dursun Kamil kuklası ile gelir. Ağzını oynatmadan kuklayı konuşturur. Kukla önce kendini tanıtır. Adı Şener'dir. Şener geç kaldığı için özür diler. Önce eve gidip perdeleri astığını söyler. Sonra da arkasını dönüp karşıdaki ağaca el sallar. Kendisi de eskiden ağaç olduğu için kuzeni ağaca el salladığını söyler. Böyle komik bir şekilde Kamil gösterisini tamamlar. Arkadaşları gösteriyi çok beğenip onu alkışlarlar.

Gösterisini tamamlayan Kamil dükkana doğru giderken kuklayı elinden çıkarmak ister. Fakat eli sıkışmıştır. Bir türlü çıkaramaz. Soluğu hemen tamirci amcanın yanında alır. Tamirci amca sıkışan eli çıkarmaya yarayan parçanın bir kaç gün içinde geleceğini söyler. Kamil bir kaç gün kukla elinde gezmek zorundadır. Dükkanda kara kara düşünürken Hayri gelip neden üzgün olduğunu sorar. Kamil olanları anlatır. Hayri bunda üzülecek ne var sen de şovuna bir kaç gün daha devam et der. İlerleyen saatlerde  Rafadan Tayfa mahallede futbol oynamaya karar verir. Kamil elindeki kukla ile goller atar. Hayri hemen itiraz edip o golleri elinle attın der. Kamil golleri ben değil Şener attı diye cevap verir. Bir banka oturup bu konu hakkında tartışırlar. Hayri çok sinirlenmiştir. Bu sırada Hale ve Sevim bir tencere yahni ile gelip çocuklara ikram ederler. Hepsi birer çatal alıp bir türlü yutamaz. Çünkü tadı çok kötü olmuştur. Kızlar üzülmesin diye kimse gerçeği söyleyemez. Sadece kuklanın arkasına saklanan Kamil kuklayı konuşturup yahninin çok kötü olduğunu söyler. Kızlar bu duruma hem üzülüp hem de çok kızarlar.

Yolda yürürken Mert ve Hayri Kamil'e kukla yüzünden komik olayım derken kırıcı olmaya başladın derler. İçinden geçen her şeyi onun arkasına saklanıp söylüyorsun bu hiç komik derler. Gidip kızlardan özür dilemesini söyleyip yanından ayrılırlar. Kamil dükkana gidip sipariş almaya başlar. Teyze telefonda çok fazla sipariş verince kuklayı konuşturup o kadar şeyi getiremeyeceklerini söyler ve telefonu kapatır. Daha sonra yaptığından pişman olur. Hemen arkadaşlarının yanına gidip hepsinden kırdığı için özür diler. Bu Vantrilok işini bir an önce bırakacağını söyler. Daha sonra Hale ve Sevim'den özür dilemeye gider. Kızlar yolda yürürken kukla Şener duvardan kafasını uzatıp kızlardan kendilerini kırdığı için özür dileyip çekilir. Kızlar köşeyi dönünce üzgün bir şekilde olan Kamil'i görürler. Kamil' de kendi adına kızlardan özür diler. Hale ve Sevim onu affederler. Bu sırada karnı guruldayan Hayri ağzını hareket ettirmeden Rafadan Tayfa şarkısını söyler. Böylece herkesin keyfi yerine gelir.

Rafadan Tayfa 46. Bölüm ( Büyük Sır )

Rafadan Tayfa
Rafadan Tayfa Büyük Sır
Rafadan Tayfa sokakta ikişer gruba ayrılıp ''dokuz kiremit'' oyunu oynarlar. Kamil ve Akın bir grup, Hayri ve Mert diğer grup olurlar. Sırayla yerdeki kiremitleri devirip bir oyuncu diğerini topla vurmaya çalışırken diğeri yerdeki kiremitleri üst üste dizip puan almaya çalışır.  Bu şekilde Akın ve Kamil oyunu kazanır. Oyun bitince dinlenmek için banka otururlar. Mert dikkatli olmadığı için Hayri'ye kızıp durur. Bu sırada Akın Kamil'e son oyunda iyice devleştin deyince Kamil ve Mert aralarında gülüşürler. Akın sebebini sorunca Hayri kızar ve durumu geçiştirirler. Akın gizledikleri bir şeyler var diye şüphelenir.

Aradan biraz zaman geçer. Kamil bakkalın siparişlerini dağıtırken Akın yanına gelip Hayri'nin neden kızdığını sorar. Kamil bunun bir sır olduğunu, söylememek için Hayri' ye söz verdiğini söyler. Kamil'den hiç bir şey öğrenemeyen Akın gece boyunca merakından yatakta dönüp durur. Mert ona artık uyumasını söyleyince Akın ağabeyine Hayri'nin sırrını sorar. Mert de aynı şekilde söz verdiğini söyleyemeyeceğini söyler. Hiç bir umudu kalmayan Akın çaresizce koyunları sayarak uyur.

Ertesi gün Kamil dükkanda ödevini yapmaktadır. Akın onun dikkatini çekmek için defalarca dükkanın önünden geçer. Kamil havuz problemine öyle dalmıştır ki Akın'ı görmez bile. Akın en sonunda içeriye girip büyük sır hakkında Kamil' in ağzını arar. Kamil sel verip sır vermez. Eğer çok merak ediyorsan git Hayri'ye sor der. Nasıl olsa bu onun sırrı der. Bu fikir Akın'ın kafasına yatar. Uygun bir zamanını bulup Hayri'ye sormaya karar verir.

Hayri yolda yürürken Akın peşinden adım adım takip eder. Hayri takip edildiğini anlayıp Akın'ı yakalar. Akın daha fazla dayanamayıp büyük sırrı sorar. Hayri arkadaşları sırrını söylemediği için keyiflenip oynamaya başlar. Akın umutsuzca son bir kez daha sorar. Hayri biraz düşünüp anlatmaya karar verir. Ne de olsa sen de benim bir arkadaşımsın der. Birlikte meydandaki banka gelip otururlar. Hayri anlatmaya başlar. ''Biz çok küçükken burada yine birlikte oyunlar oynardık. Bir gün eski kamyonetin kapısını açmak için Kamil'le yarıştık. Benim boyum kapıya yetmedi. Bu duruma çok üzülüp yarın dev olup geleceğim dedim. Kamil ve Mert bana güldüler. Ben de kendimi bir dev olarak hayal ettim. Daha sonra kendime gelip ağlamaya başladım. Kamil ve Mert beni ağlarken gördüler. İşte o gün ağladığımı kimseye söylememeye söz verdiler'' der. Akın büyük sır dediğiniz bu muydu diye hayal kırıklığına uğrar. Hayri sırrın büyüğü küçüğü olmaz, önemli olan onu saklayacak arkadaşlarının olması der.  Daha sonra ikisi birlikte dokuz kiremit oynamaya giderler. 

Rafadan Tayfa 51. Bölüm ( Salça Zamanı )

Salça Zamanı
Rafadan Tayfa Salça Zamanı

Rafadan Tayfa ekibi Hale ve Sevim'le birlikte spor yapmak için mahallede toplanırlar. Kamil ısınma hareketlerini tamamlayınca grupları belirlerler. Hayri, Sevim ve Hale bir takım, Mert, Kamil ve Akın diğer takım olurlar. Birbirlerine meydan okuyup halat çekmece oyununa başlarlar. Hayri önemli bir taktik yapıp Hale'ye ipi çektirmez. Mertlerin takımı ipi kendi taraflarına çekip kazanmak üzereyken Hale devreye girer. Büyük bir başarı gösterip Hale sayesinde oyunu kazanırlar. Oyun bitiminde Hayri'nin burnu bazı kokular almaya başlar. Diğerleri de dikkat kesilirler fakat kokuyu alamazlar. Hayri etrafı biraz daha koklayıp bunun yaz bitiminde etrafı saran salça kokusu olduğunu söyleyip salça zamanı diye bağırır.

zaman kaybeytmeden mahalle meydanına masaları taşırlar. Salça işi en çok Hayri'yi mutlu etmiştir. Çocuklar bir hafta boyunca mahallede oyun oynayamayacakları için hayıflanıp dururlar. Akın olmaz sa çayır tepede oyun oynarız der. Bu sırada Rüstem ağabey bir leğen dolusu domates salçasını getirip meydandaki masaya koyar. Bunun güneş gören ne bir balkonu ne de bahçesi olan Hafize teyzenin olduğunu söyler. Bütün çocuklar bir olup Rafadan Tayfa olarak her türlü yardıma hazır olduklarını söylerler. Daha sonra işe koyulup meydana daha fazla masa getirip mahallelinin salçalarını taşırlar. Hale Basri amcanın salça yapmasına yardım ederken çocuklarda salçaların başında günlerce nöbet tutarlar.

Bir kaç gün sonra Sevim ve Kamil Fatma nineye salçaları kavanozlara koymasına yardım eder. Fatma nine bu salçayla size ne şehriye çorbaları yaparım , kase kase içersiniz der. Şehriye çorbası deyince akıllarına Hayri gelir o nerelerde acaba diye düşünürler. Hayri'nin çığır açacak projesi için Mert, Hayri ve Akın Saadettin ustaya giderler. Hayri salçalar daha çabuk olsun diye üzerlerine güneşi yansıtacak aynalar koyalım der. Saadettin usta bunun çok zor ve tehlikeli olabileceğini söyler. Bunun üzerine Akın biraz düşünüp kendi fikrini söyler. Salça tepsilerinin yerini güneşe göre yeniden değiştirelim der. Bu fikir Saadettin ustanın daha çok hoşuna gider. Hiç zaman kaybetmeden salça tepsilerini güneşin tam geldiği yere taşırlar. Hale ve Sevim düzenli aralıklarla salçaları karıştırırken diğerleri de başında sineklere karşı nöbet tutarlar. Akın elinde kağıt kalem hesaplamalar yapar. Böylece tepsilerin her biri günde dört saatten fazla güneşin altında kalmıştır. Bu sayede salçalar daha kısa zamanda olur. Bu yöntem bütün mahallelinin hoşuna gider. Kıvamına gelen salçaları kavanozlayıp sahiplerine dağıtırlar. Son kalan büyük boy kavonozun kime ait olduğunu merak ederler. Hale kimin olacak tabi ki bizim deyip onu da eve götürür. Rüstem ağabey işiniz bitti ise Fatma nine sizi Saadettin ustanın dükkanına çağırıyor der. Çocuklar merakla dükkana giderler. Fatma nine ve Saadettin usta birlikte el ele verip çocuklar için bir basketbol sahası hazırlamıştır. Çocuklar bu sürprizi çok beğenirler.

Rafadan Tayfa 45. Bölüm ( Bilim Ekibi )

Rafadan Tayfa
Rafadan Tayfa Bilim Ekibi

Mert okulda karıncaların konuşabildiğine dair bilimsel kanıtlanmış bir konu üzerine konuşma yapmıştır. Hayri bilimsel olarak kanıtlanmasına rağmen buna inanmayıp Mert'e karşı çıktığı için biraz araları bozulmuştur. Üç arkadaş yolda bu konu hakkında tartışarak ilerlerler. Mert önde sinirli bir şekilde yürürken Hayri ve Kamil arkada karıncaların antenleri ile iletişim kurduklarını tartışırlar. Hayri bilime biraz şüpheyle bakılması gerektiğini savunur. Arkadaşlarının düşüncelerine iyice sinirlenen Mert daha fazla sizinle tartışmak istemiyorum deyip gider. Kamil ve Hayri siniri geçince nasıl olsa yanımıza gelir deyip yollarına devam ederler.

Eve giden Mert terasta kardeşi Akın'a dert yanar. Hayri hiç kimseyi dinlemiyor. Kendi bildiğinden şaşmıyor der. Akın üzülmemesini nasıl olsa barışacaklarını söyler. Daha sonra bilimsel araştırmalarını yapmak için hazırlık yaparlar. Mahallenin meydanına hazırladıkları yarış pistine iki tane kartondan araba koyarlar. Kamil ve Hayri'yi meydana çağırırlar. İki arkadaş geldiğinde terastan aşağıya küçük paraşütlerle iki kutu atarlar. Kamil ve Hayri kutuları yakalayıp açarlar. Kutulardan biri boş, diğerinde de bir not ve iki mıknatıs vardır. Not ilerideki yarış pistini gösterip arabaya hiç dokunmadan bitiş çizgisine götüren kazanır yazmaktadır. İki arkadaş piste gidip arabalara bakarlar. Hayri dokunmadan üfleyerek arabayı hareket ettirmeye çalışır. Kamil ise arabaların içindeki mıknatısı fark edip elindeki mıknatıs ile hareket ettirir. Bunu gören Hayri aynı şekilde mıknatıs ile arabasını hareket ettirip yarışa dahil olur. Yarışı berabere bitirirler. İki kafadar ben önce bitirdim diye  tartışırken Mert ve Akın onları terastan seyreder.

Bir süre sonra Kamil ve Hayri terasa gelirler. Mert ve Akın onlara yarışmanın ikinci etabı olduğunu söyler. Bu etabı da kazanan ödülü alır derler. İkinci etap tat alma duyusuyla ilgilidir. Hayri bu bölüm tam bana göre deyip havaya girer. Mert ikisinin gözlerini de bağlayıp, burunlarına da mandal sıkıştırır. Önce Kamil'e havuç tattırır. Kamil ne yediğini anlayamaz. Daha sonra Hayri'ye havuç, elma ve çiğ patates yedirir. Hayri hiç birinin tadını anlayıp tahmin edemez. Bunun üzerine gözlerini açarlar. Karşılarında duran yiyecekleri görüp nasıl tatlarını algılayamadıklarını bir türlü anlayamazlar. İki kafadar neler olduğuna bir türlü anlam veremeyip oradan uzaklaşmak isterler. Mert hiç bir yere gitmemelerini çünkü ödülü açıklayacağını söyler. Birinci ödül ''yerçekimi kuvveti'' der. Biraz önce yakalamaya çalıştığınız kutular gibi canlı cansız bütün varlıklar yer çekimine karşı koyamazlar. Cisimlerin yer çekimine karşı koyması ağırlıkları ve havadaki gazlarla ilişkilidir diye açıklama yapar. İkinci ödül ''Manyetik Alan'' der. Yarış arabalarında gördüğünüz gibi aynı kutuplar birbirini iter zıt kutuplar birbirini çeker der. Büyük bir merakla dinleyen Kamil peki tattığımız yiyecekleri nasıl anlamadık diye sorar. Akın o çalışmanın kendisinin ödevi olduğunu söyleyip durumu açıklar. Yediklerimizin kokusunu alamazsak tatlarını ayırt edemeyiz der. Hayri bilimin önemini anlar fakat şüpheci yaklaşmaya devam eder. Bir süre sonra Kamil dükkanın önünde test etmek için karıncalarla iletişim kurmaya çalışıp onlara bisküvi ikram eder.

Rafadan Tayfa 43. Bölüm Hikayesi ( Domino Taşları )

Rafadan Tayfa
Rafadan Tayfa Domino Taşları

Akın mahallenin orta yerine domino taşlarından büyükçe bir motif çizmektedir. Sevim ve Hale bankta oturmuş onu izlerler. Daha yorulmadın mı biraz dinlen istersen derler. Akın az bir işi kaldığını bittikten sonra herkesin önünde taşları devireceğini söyler. Fakat taşları yetmemiş motif yarım kalmıştır. Sevim ve Hale evde fazladan domino taşı var biz sana getiririz deyip oradan ayrılırlar. Akın kızlar gelene kadar biraz dinlenmeye karar verip banka oturur. Bir süre sonra uykusu gelir tam gözlerini kapatacakken ağabeyi Mert’ in taşları devirmek üzere olduğunu görüp yerinden fırlar. Ağabeyine sakın yapma henüz motif tamamlanmadı bitince hep birlikte devireceğiz der. İki kardeş aralarında konuşurken sessiz sedasız gelen Hayri’yi fark etmezler. Hayri bir hamle yapıp taşları devirmek üzereyken iki kardeş üzerine atlayıp ona engel olurlar. Akın durumu ona da izah eder. Hayri ve Mert’ in içinde hep taşları devirme isteği vardır fakat Akın’ ı üzmemek için dikkatli olmaya söz verirler. Bu sırada Kamil bisikleti ile arkadaşlarının yanına gelir. Akın’ın korku dolu bakışlarının altında bisikletten iner. Yürürken birden ayağı taşa takılıp domino taşlarının üzerine doğru düşer. Akın, Mert ve Hayri tam düşmeden havada kollarından ve bacaklarından yakalarlar. Kamil arkadaşlarının yaptığı hamleden duygulanıp beni bu kadar önemsediğinizi bilmiyordum der. Mert seni önemsiyoruz fakat Akın’ın domino taşlarının üzerine düşmek üzeresin o yüzden tuttuk der. Akın bu sırada konuşmanız bitti ise Kamil ağabeyimi indirelim yere der. Kamil’i taşlara değdirmeden yere indirirler.

Rafadan Tayfa ekibi mahallede taşlar yüzünden oyun oynayamadığı için sıkıntıdan boş boş otururlar. Kamil eline topu alıp futbol oynamayı teklif eder. Akın top olmaz taşlara çarpar der. Kamil kendisinin profesyonel bir oyuncu olduğunu söyleyip başında ve ayağında top sektirmeye başlar. Sonra sert bir şut çeker. Top hızla taşların üzerine gelirken Hayri havalanıp kafasıyla vurarak uzaklaştırır. Bu sırada taşların üzerine kolları ve bacakları üzerinde düşer. Neyse ki taşlar devrilmezler. Arkadaşları Hayri‘yi oradan kurtarırlar. Akın kızıp gördünüz mü neredeyse emeklerim boşa gidecekti der.  Çocuklar bütün gün böyle oturacak mıyız oyun oynamadan derler. Bunun üzerine Akın’ın aklına bir fikir gelir. Muhafızcılık  oynayalım der. Siz bu taşları bekleyen muhafızlar olun diye teklifte bulunur. Çocuklar bir anda havaya girip baş üstüne diyerek ayaklarını yere vururlar. Yerden çıkan titreşimler sonucu bütün domino taşları devrilir.  Bütün emekleri gözlerinin önünde heba olan Akın üzüntüsünden başını öne eğip hiç bir şey konuşmaz. Ağabeyleri çok üzülüp özür dilerler. Mert kardeşini alıp eve götürür.
Bir süre sonra Mert yeniden sokağa arkadaşlarının yanına gelir. Rafadan tayfa oturup kara kara düşünürken Hale ve Sevim gelir. Taşların devrilmiş olduğunu görünce Akın ‘ ın kendileri beklemeden devirdiğini zannederler. Daha sonra işin aslını öğrenince Rafadan Tayfaya çok kızarlar. Bir an önce hatalarını affettirmelerini söylerler. Çocuklar ne yapabiliriz diye sorunca domino taşlarını yeniden dizip Akın ‘a sürpriz yapabilirsiniz derler. Bu fikir çocukların çok hoşuna gidip bir an önce işe koyulurlar.

İşleri bitince Akın ‘ı zorla terasa çıkarırlar. Akın hala çok üzgündür. Duvarda duran bir grup domino taşını gösterip devirmesini söylerler. Akın bu kadar taşla ne yapayım der. Çocuklar devirmesi için ısrar edince Akın ilk taşı devirir. Taşlar sırayla devrilip küçük topa çarpar. Top yuvarlanıp borulardan aşağıya iner. Yerdeki taşlara çarpar. Kocaman alandaki bir sürü taş sırayla devrilir. Devrilen taşların üzerinden çocukların resmi ve RAFADAN TAYFA yazısı çıkar. Akın gördükleri karşısında çok mutlu olur.

Can Babaannem ve Ben

Can
Can Babaannem ve Ben

Babaannesi, Can'ın odasında onu nasıl uyandıracağını düşünür ve yerden oyuncak kanguruyu alıp Can hayırlı sabahlar Can diye seslenir. Can uyanır ve hayırlı sabahlar babaanne der. Babaannesinin çok eğlenceli biri olduğunu düşünüyordur. Can'ın pijaması yırtılmış babaannesinin ise gramofonu bozulmuştur. Bir sürpriz yapmak ister, babasını telefonla arayıp babacığım bir sorunumuz var babaannemin gramofonu bozuldu onu tamir eder misin? ama haberi olmasın. Babası peki Can birazdan gelirim sakın kapının ziline basma sürpriz bozulmasın der. Babası ile anlaşırlar. Can kapıda bekler babasının geldiğini anlayınca sessizce kapıyı açar. Babasını içeriye alır hemen tamir etmeye başlamıştır. Bu iş bittiğinde babaannesini çağır onun da Can'a sürprizi vardır. Babaanneciğim senin için çok sevinir nasıl düzeldiğini hiçbir zaman öğrenemeyecektir. O da Can'a ben de pijamanı diktim der. Sonra ne mi oldu onu da sonra anlatırım bu defterde daha çok boş sayfa var.

Onunla beraber hep oynarız,
Gramofonundan şarkı dinleriz,
Masallar anlatır hiç doymayız,
Babaanneciğimle biz hep böyleyiz,
Hem komik, hem tatlı, hem şeker babaannem,
Bizleri herkesten çok sever babaannem,
Hem komik hem tatlı hem şeker babaannem,
Bizleri herkesten çok sever babaannem,

Niloya Karada Bir Balık Hikayesi

Niloya
Niloya Karada Bir Balık
Niloya Karadeniz kıyılarında renkli taş toplarken karaya vurmuş bir balık görür. Bu balığın burada ne işi var, denizde olması gerekmiyor mu diye düşünüp babasından yardım istemek için yanına koşar. Babası başta kızına inanmaz onun hayal gördüğünü zanneder fakat Niloya öyle çok ısrar eder ki gidip bakmaya karar verir. Etrafa bakınırlar ama balığı bir türlü göremezler. Böylece tekrar eve dönerler. Fakat balık Niloya'nın aklından bir türlü çıkmaz. Bahçede ağabeyi Murat ve Mete'ye balığı anlatır. Onlar da başta inanmazlar. Niloya o balığın daha önce hiç görmediği bir tür olduğu için kitaptan resimlere bakar. Onun bir balina olduğunu anlar ve dedesine söyler. Daha sonra bir şarkı söyler.

Kocaman bir balık gördüm karada,
Anlamadım ki ne işi var orada,
Balık dediğin denizin içinde olur,
Çok yorulmuş olabilir mi acaba,
Kocaman bir balık gördüm karada,
Ne babam ne dedem inanmadı bana,
Sanki balık benden yardım istiyordu,
Tekrar denize girmek yüzmek istiyordu,
Ne olur dedecim bir dinleyin beni,
Birlikte bakalım hayal mi gerçek mi,
Sanki balık benden yardım istiyordu,
Tekrar denize girmek yüzmek istiyordu

Etraftaki herkesi toplayıp sahile geri giderler. Taşların arasına sıkışmış balinayı herkes görür. Niloya'ya hak verirler. Hemen tekneye binip balinayı iplerle denize doğru çekerler. Balina başıyla onlara selam verip, teşekkür eder.

Niloya Hangi Renk Hikayesi

Niloya
Niloya Hangi Renk
Niloya bahçeye resim malzemelerini çıkarıp annesi için bir resim yapmaya karar verir. Bir dere ve kenarına pembe bir gül çizer. Abisi Murat yanına gelip resmini çok beğendiğini, fakat gülü kırmızı renge boyamasını söyler. Annem kırmızı gülü çok sever der. Niloya abisine hak verip dediğini yapar. Gülü kırmızı renge boyar. Daha sonra arkadaşı Mine gelir. Mine en sevdiği rengin turuncu olduğunu, gülü turuncuya boyamasını söyler. Niloya önce turuncu gül olur mu diye düşünür. Sonra arkadaşını kırmamak için turuncuya boyar. Bu sırada diğer arkadaşı Elif gelir. Gül güzel olmuş ama resimde hiç pembe yok, nehiri pembeye boyamalısın der. Niloya kırmamak için onun da dediğini yapar. Fakat üst üste boyandığından resmin bütün renkleri birbirine karışıp çok kötü olmuştur. Niloya çok üzülür. Bu sırada babası yanına gelir. Neden üzgün olduğunu sorar. Niloya resimi hakkında herkesin bir fikir verdiğini sonuçta resmin çok kötü olduğunu söyler. Babası bu senin resmin o yüzden renklere senin karar vermen lazım der. Bunun üzerine Niloya bir şarkı söyler.

Gök yüzü mavi, nehir mavi,
Ne güzel bir renksin sen boya beni mavi,
Balıklar mavi, çiçekler mavi,
Ne kadar hoş renksin sen boya beni mavi,
Gökyüzü neden mavi, peki bu nehir,
Denizler niçin mavi,
Ne güzel bir renksin sen boya beni mavi

En sonunda Niloya kendi zevkine göre resmini boyayıp tamamlar. Mete yanına gelip resme bir de araba eklemelisin der. Niloya bu benim resmim, o yüzden böyle olmasını istiyorum diye cevap verir. Resmini alıp annesine götürür. Annesi resmi çok beğenip, kızına teşekkür eder.

Rafadan Tayfa 44. Bölüm Hikayesi ( Prof. Hayri )

Rafadan Tayfa
Rafadan Tayfa Prof. Hayri
Kamil, Hayri, Mert, Akın, Sevim ve Hale güneşli bir günde piknik yapmaya karar verirler. Pikniğin kurallarını yerine getirmek isteyen Hayri çizgili pijamaları ile gelir. Hep birlikte yemek yiyip futbol oynamaya karar verirler. Hayri kendisini pikniğin en büyüğü ilan edip çizgili pijamaları ile ağacın altında uzanarak radyo dinlemeyi tercih eder. Bu sırada arkadaşlarının attığı top başına çarpar. O anda kendinden geçip bayılır. Arkadaşları uzun uğraşlar sonucu Hayri’yi kendine getirmeyi başarırlar. Fakat Hayri’nin davranışlarında bir tuhaflık vardır. Ağacın gölgesine bakıp tam 10 dakikadır baygın olduğunu hesaplar. Onun davranışları karşısında arkadaşları hayrete düşer.

Piknikten sonra Kamil ve Mert evlerinin terasında Hayri’nin durumu hakkında konuşurken Hayri düşünceli bir şekilde etrafı seyretmektedir. Bir anda arkadaşlarına dönüp evrende çözmemi bekleyen bir çok problem var der. Bu sırada gözü aşağıdaki futbol sahasına takılır. Arkadaşlarını da alıp aşağıya iner. Duvara bir kale resmi çizip önüne de iki tane maket oyuncu koyar. Mahalle takımı olarak en büyük problemin serbest vuruş olduğunu söyler. Daha sonra yerde bir takım hesaplamalar yapar. Yaptığı hesaplara göre topa vurur. Top havada bir kavis alıp kaleyi bulur. Arkadaşları hayret dolu bakışlarla onu izler. Daha sonra nasıl yaptığını kendilere de öğretmesini isterler. Hayri formülü yere yazdım oradan bakıp vuruşunuzu ona göre yapın der ve aklına yeni bir çalışma gelip yanlarından ayrılır. Çocuklar hayretle formüle bakarlar. Matematiği  bu kadar kötü olan birinin bu hesaplamaları nasıl yaptığına bir türlü anlam veremezler. Bu sırada Akın yanlarına gelip neler olduğunu sorar. Çocuklar Hayri’nin yaptıklarını anlatınca Akın biraz şüphelenir. Topu eline alıp inceler. Daha sonra ağabeylerine bu topun bir gün boyunca arabanın altında kaldığını o yüzden yamuk olduğunu, nereden vurulursa vurulsun zaten kavisli gideceğini söyler.

Bir süre sonra Kamil bisikletinin bozuk firenini yaptırmak için mahallenin tamircisine gider. Tamirci amca şu an elinde bir iş olduğunu daha sonra bakabileceğini söyler. Bu sırada Hayri’ de tamirciye gelir. Yeni icadı için tamirci amcadan tornavida anahtar ve matkap ister. Tamirci istediklerini veremeyeceğini söyler. Hayri biraz sitem edip oradan ayrılır. Gitmeden önce kaşla göz arasında Kamil’ in bozuk firenlerini tamir eder. Hayri gün boyunca elinde defter kitap hesaplamalar yapar. Arkadaşlarını meydana çağırıp yeni icadını tanıtmak ister. İlk önce Akın ve Mert gelir. Hayri yeni icadı üzerinde son dokunuşları yaparken Mert Akın’ a Hayri’ deki tuhaflıkları anlatır. Akın yine bir şeylerden şüphelenip Hayri’nin hesaplamalar yaptığı deftere bakar. Defterde hesap yerine çizilmiş resimler görür. Bu sırada Kamil bisikleti ile gelir fakat fireni tutmadığı için bir türlü duramaz. Arkadaşları durmasına yardım eder. Kamil Hayri’ nin fireni tamir etmek yerine ön ve arka firenin yerini değiştirdiğini söyler. Bu sırada Hayri’nin durumunu araştırmak için kütüphaneye giden Hale ve Sevim gelir. Araştırmaları sonucu başına darbe alan insanların bu şekilde farklı davranışlar sergileyebileceklerini söylerler. Hayri’nin bir an önce doktora gitmesini isterler.

Hayri çalışmalarını tamamlayıp sırtına bağladığı makine ile uçacağını söyler. Arkadaşları sakin yapma demeye kalmadan Hayri kolu çeker. Fakat makine çalışmaz. Makineden kopan bir parça havalanıp kafasına düşer. Çarpmanın etkisiyle Hayri eski haline gelip acıktığını söyler. Herkes derin bir nefes alır. Yerdeki makineyi yeniden kurcalayan Hayri’nin başına yeniden bir parça düşer. Arkadaşları endişeyle bakarken Hayri gülmeye başlar.

Rafadan Tayfa 42. Bölüm Hikayesi (İnatçı Lekeler)

Rafadan Tayfa
Rafadan Tayfa İnatçı Lekeler
Mert, Kamil ve Hayri öğretmenlerinin verdiği temizlik yöntemleri ve temizlikte kullanılan doğal malzemeler konulu ödevi hazırlamak için terasta abartılı bir çalışmaya başlarlar. Sandalyelere serdikleri beyaz örtüleri çay, salça, yemek, tatlı ve çimen lekeleri ile bir güzel boyarlar. Aklı selim olan Mert biraz abarttıklarını düşünse de diğerleri aldırış etmeden ellerinden geldiği kadar örtüleri kirletirler. Çocuklar kendilerini kaybetmiş bir şekilde çalışa dursun aşağıdan gelen Sevim'in sesi ile irkilirler. Sevim hani çalışacaktık diye çağırınca Mert biz çoktan işe başladık diye cevap verir. Bunun üzerine Sevim'de terasa çıkar. Gördüğü manzara karşısında şaşırıp bunu neden yaptınız der. Çocuklar ellerinen geldiğince durumu açıklamaya çalışırlar. Hayri her anne leke çıkarmada uzman, benim annem sır gibi saklar yöntemlerini der. Mert ise işte bu yüzden en iyi temizleme yöntemini bulabilmek için bu çalışmaya başladık der. Çim lekesini düşün, ya çimen lekesini şimdi karar ver bizimle misin, değil misin? derler. Sevim biraz düşünüp onlara yardım etmeye karar verir. Eline aldığı tahta kaşık ile temiz örtüleri o da kirletmeye başlar. Bir sepet dolusu lekeli çamaşır birirktirirler.

Mahalleye dağılıp kirli çamaşırları herkese dağıtırlar. Amaçları herkesin kendine göre kullandığı temizlik yöntemlerini araştırmaktır. Kamillerin dükkanının önünde toplanırlar. Bu sırada Fatma nine alışverişten dönüyordur. Çocuklara orada kirli çamaşırlarla ne yaptıklarını sorar. Çocuklar ödev konularından bahsedip en iyi leke çıkarma yolu nedir diye sorarlar. Fatma nine cevap vermeden arkadan Basri amcanın sesi duyulur. Karbonattır en iyi yolu der. Fatma nine karşı çıkıp sirkedir diye karşılık verir. İki huysuz karşılıklı sirke-karbonat tartışması yapar ve arkalarını dönüp evlerine giderler. Basri amca bahçede lekeli örtüyü karbonatla temizlemeye çalışırken, Fatma teyze de terasında sirkeyle leke çıkarmaya çalışır. Bu sırada çocuklar mahallede çalışmalarına devam etmektedir. Rüstem ağabey elinde bir şişe sirke ile yanlarına gelir. Çocuklar hayırdır abi nereye gidiyorsun diye sorarlar. Rüstem ağabey Fatma ninenin sirke siparişi verdiğini söyler. Bu sırada Akın soluk soluğa gelip Basri amcanın üç kutu karbonat istediğini söyler. Rüstem ağabey olanlara bir türlü anlam veremez. Çocuklar ağabeylerini araya alıp olan biteni anlatırlar. İki ihtiyarında inatçı olduğunu lekeleri temizlemek için var güçleri ile çalıştıklarını anlatırlar. Buna bir çözüm bulmalıyız diye düşünürler. Rüstem ağabey önce sirkeli suda bekletip sonra karbonatla ovarsak ikisininde dediği olur diye bir çözüm üretir. Fakat iki ihtiyarı buna nasıl ikna edeceklerini bilemezler. Burada devreye Akın girer. Bir fikrinin olduğunu söyler. Daha sonra ayrıntıları anlatır. İki kola ayrılıp Fatma ninenin sirkeli suyuna karbonat, Basri amcanın karbonatlı suyuna sirke katarlar.

Günün sonunda iki ihtiyar mahalledeki meydana temizledikleri çamaşırla gelirler. Birbirlerine meydan okuyup kendi yöntemlerinin başarılı olduğunu söylerler. Çocuklar gerçeği anlatıp sularına karbonat ve sirke kattıklarını söylerler. Bu sayede en iyi yöntemi öğrenmiş olurlar. Bu sırada Hayri'nin ortalarda olmadığını farkederler. Hayri terastan onlara el sallayıp mahallelinin kullandığı bütün yöntemleri karıştırarak en iyi sonuca ulaşacağını söyler. Hepsi bir ağızdan aman Hayri sakın yapma demeye kalmadan Hayri bütün malzemeyi karıştırır. Bir anda terastan aşağıya köpükler saçılır.

Çocuklarda Saygı Eğitimi

Çocuklarda Saygı Eğitimi

Saygılı olmak iyi bir insanın taşıması gereken temel özelliklerden birisidir. Saygı insanın kendi kişiliği ile başkalarının kişiliğinin arasındaki sınırı bilip o sınırı aşmaması, kendi aleyhine dahi olsa başkasının hakkına, hukukuna özen göstermesidir. Her anne baba çocuklarının etrafa ve kendilerine karşı saygılı olmasını ister. Ancak saygının sınırının ne olduğu; kimlere, nereye kadar saygı gösterilmesi gerektiği konusunda bazı soru işaretleri olabilir.

Saygı ölçütleri kültürden kültüre farklılık gösterir. Bizim kültürümüzde yaşlılara saygı göstermek önemsenirken başka kültürlerde önemsenmeyebilir. Yine bizim kültürümüzde yardımlaşmak, ihtiyacı olanlara bağışta bulunmak çok önemlidir. Fakat örneğin Japonya’da yaşayan bir insana yardım etmek, para vermek onun kişiliğine yapılmış bir hakaret ve saygısızlık olarak kabul edilebilir. Saygı ölçütlerini bu kültürel farkları göz önüne alarak belirlemek gerekir. Aynı kültürün içinde de ölçütlerde birtakım değişiklikler olabilir. Zaman  içinde değer yargılarında değişmeler görülebilir. Örneğin itaat kültürü ve otoriteye gösterilen aşırı saygı kişinin özsaygısı aleyhine işlediği için bu konudaki ölçütleri yeniden düzenlemek gerekir.

Saygı Eğitiminde Yapılan Hatalar

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi kültürümüzde itaat ve büyüklere saygı önemli bir yer tutar. Sadece büyüklere değil, nefes alıp veren her şeye saygılı olmak elbette çok güzel bir davranıştır. Ancak bunu özsaygıyı önemsememe noktasına götürmek kendine güvensiz, girişimci olmayan, inisiyatif kullanamayan, değişimi sorgulamayan, zora talip olmayan, yeteneklerini geliştiremeyen insanlar ortaya çıkarır. Baskıcı kültürel özelliklerimiz nedeniyle ailede baba baskısı şeklinde başlayan bu sürece ilerleyen yıllarda toplum baskısı, koca baskısı,  kayınvalide baskısı da eklenir ve kişi kendi özsaygısını kaybeder, kendisini bir çeşit paspas gibi görür. Kendi kişiliğinin sınırlarını bilemeyen, sadece kurallara uymak zorunda hisseden ama kuralları sorgulamayan bir insan ortaya çıkar. Anne babalar kendi haklarına sahip çıkabilen, silik olmayan, kendine güvenen çocuklar yetiştirmek isterler. Ama hayatın içinde yaşanan olayları alıp incelediğimizde genellikle o anda sorunu çözmek için çocuğun kendine güvenini zedeleyeceği tavırlar takınıldığını görürüz. İnsanların çoğu başkalarını kırmamak, gücendirmemek için kendi çocuklarını kırar ve çoğu zaman bunun yanlış bir davranış olduğunu fark bile edemez. Cocuklara saygı eğitimini hak duygusuyla birlikte vermeliyiz. Cocuk hem kendi hakkını talep etme, hak arama becerisini kazanmalı, hem de başkasının hakkına zarar vermeme bilincini benimsemelidir. Cocuğa körü körüne itaat alışkanlığı kazandırmak yerine doğru olana, hakka, akla uygun olana saygı alışkanlığı kazandırılmalıdır. Cocuğun zihninde iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarının oluşması için ona kuralların nedenleri, gerekçeleri izah edilmelidir. Cocuk kurala anne babası öyle istediği için değil doğru olduğuna inandığı için uymalı, başka insanlara da bu motivasyondan hareketle saygı göstermelidir. Körü körüne uygulanan kurallarda neyin neden yapıldığı bilinmediği için tutarsızlıklar olacaktır. Aslolan çocukta kalıcı bir davranış değişikliği ve saygı bilinci geliştirmektir. Aksi halde çocuk sadece anne babasının yanında onların istediği gibi davranıp yalnızken canının istediğini yapabilir. Cocuklarda saygı eğitiminde anne babaların tutumları çok önemlidir. Cocukların benmerkezci olduklarını biliyoruz. Benmerkezcilik, çocukların bencilce davranmalarına, hata yapmalarına neden olur. Cocuklar davranışlarının sonucunu düşünmeden hareket ederler. Kendilerini nasıl iyi hissederlerse öyle davranırlar. Cocuk için o anda korkunun gitmesi, incinme ihtimalinin ortadan kalkması, kendini daha iyi hissedebilmesi saygısız bir davranışta bulunması için yeterli nedendir. Davranışının iyi mi kötü mü olduğunu, uzun vadeli sonuçlarını düşünmez. O nedenle anne baba çocuğa doğru rehberlik yapma görevini yerine getirebilmelidir. Büyükler rehberlik rolünü doğru üstlenebilirlerse çocuk hayatı tanır; nerede, nasıl davranacağını öğrenir. Aileler saygısızlık, haksızlık yapan çocuğa mutlaka müdahale etmelidirler fakat bunu çocuğa konuyla ilgili farkındalık kazandırarak, yaptığının neden yanlış olduğunu anlatarak yapmalıdırlar. Çocuğun saygısızlık yapmayı bir yöntem haline getirmemesi, huy edinmemesi için çaba göstermek gerekir. Aileler çocuğa saygının sınırlarını iyi çizmeli; nerede, ne yapılacağını öğretmelidir. Gülünecek yerde gülünecek, ağlanacak yerde ağlanacak, saygı gösterilecek yerde saygı gösterilecek gibi zaman kavramını iyi öğretmek gerekir. İnsanın kişilik gelişiminde sosyal sınırları çizebilmek çok önemlidir.

Saygılı Davranarak Hakkını Aramak

Saygılı davranmayla hak arama arasındaki sınır önemlidir. Hak aramak illa ki zor kullanmak, şiddete başvurmak değildir. İyilik yapana iyilikle karşılık verilir. Kötülük yapana kötülük yapmak değil de haksızlık yapmamaya çalışmak, haksızlık yapmadan hatasını göstermek idealdir. Cocuğa sadece iyilere saygılı olmayı değil kötülük yapana haksızlık yapmama kaygısını da öğretmek gerekir. Çocuklara haklarını ararken saygı sınırları içinde kalmayı öğretmek için anne babaların bu konuda da model olmaları gereklidir. Kavgacı bir ailede yetişen çocuk ister istemez bunun sorun çözmek için doğru yöntem olduğunu düşünür, öyle hareket eder. Nasıl ki aile içi ilişkilerde haklı olmak yetmiyor, haklı olanın kendisini doğru bir üslupla ifade etmesi gerekiyorsa aynı şekilde sosyal ilişkilerde de kullanılan yöntem önemlidir. İnsanların medeniyet ölçüsünü gösteren en önemli özellik doğru yöntemle hak arama bilinci ve hukuka saygı anlayışıdır. Hukukun geçerli olduğu toplumlarda haksızlığa uğrayan kişi, karşısındakinin boynuna sarılmaz.

Hatayı Kabul Edebilmek

Günümüzde insanlar arasında yaygın olan bir tavır kişilerin haksız oldukları, hata yaptıkları durumlarda bunu kabul etmeme eğilimi göstermeleridir. Bu davranışın temelinde hata yapmanın insanın değerini azaltacağı düşüncesi yatmaktadır. Oysa ki hata yapmak çok doğal bir şeydir. Onemli olan insanın hatasını fark edip düzeltmesi ve aynı hatayı bir daha yapmamaya çalışmasıdır. Hiç kimsenin her durumda haklı olması mümkün değildir. Hatalı olduğu halde “ben hep haklıyım” duygusu içinde hareket eden insan çevresindekileri kendisinden uzaklaştırır. Bazı insanlar teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi zayıflık olarak görürler. Sürekli haklı olduklarını savunma çabası içindedir. Bu davranışın arkasındaki dinamiği araştırdığımızda şunu görürüz: Kendilerinde birtakım eksiklikler gören insanlar kontrolü başkalarına bırakmamak için sürekli haklı olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Daima kendisinin haklı, başkalarının haksız olduğunu kanıtlamaya çalışan kendini beğenmiş kişiler kendilerini yalnızlığa mahkum ederler. Halbuki bir insanın hatasını kabul etmesi kendisine değer katar ve başkaları tarafından daha çok sevilmesini sağlar. Yetişkinlerin bu bilinçte olup hem kendi sosyal hayatlarında hem de aile içi ilişkilerinde özür dilemeyi bilmeleri ve bunu uygulamaları, çocuklarına doğru örnek olma bakımından önemlidir. Hatasını kabul etmek hem hak duygusuna uygun bir davranıştır, hem de kişiye duyulan saygıyı arttırır.

KAYNAK: Makul Cözüm, Mart 2004 Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Niloya Barış Hikayesi

Niloya
Niloya Barış
Günlerden bir gün sevimli kızımız Niloya spora merak sarar. Bahçede mekik çekip ip atlar. Daha sonra futbol oynamaya karar verip başında top sektirir. Onu izleyen Mete o da bir şey mi ben omzumda sektiririm topu der. Bunun üzerine Niloya topu arkadaşına verip hadi sektir de göreyim der. Mete topu eline alıp önce omzunda sonra da başında sektirmeye çelışır fakat bir türlü başarılı olamaz. Nloya gülünce de henüz ısınmadım birazdan gör sen beni deyip yeniden başında sektirmeye çalışır. Bu seferde top başına hızlı bir şekilde çarpıp yere düşer. Niloya tekrar gülünce Mete buna üzülür ve küsüp gider. Niloya peşinden özür dilerim Mete diye bağırsa da Mete dönüp bakmaz arkasına. Bunun üzerine Niloya arkadaşı Mete için bir şarkı söyler.

Arkadaşım Mete gel oynayalım hemen gitme,
Bazen sen kazanırsın bazen ben,
Ne olursun hemen küsme, hemen küsme,
Haydi gel barışalım, gel yeniden yarışalım,
Bazen ben kazanırım bazen sen,
Böyle küsmek neden, söyle küsmek neden, küsmeyelim lütfen

Bir süre sonra Niloya elinde bir dilim pasta ile Mete'nin evine gider. Mete bahçede futbol alıştırması yapmaktadır. Niloya bak sana pasta getirdim deyince Mete, bırak şimdi pastayı izle beni der. Futbol topunu önce ayağında sonra başında başarılı bir şekilde sektirir. Sonra Niloya'ya dönüp küstüğümü zannettin değil mi der. Ben aslında yalnız kalıp alıştırma yapmak istemiştim der. Bunun üzerine Niloya ben küsmediğini zaten biliyordum, sen benim arkadaşımsın ve bana asla küsmezsin diye cevap verir. Daha sonra hadi başında sektir de görelim der. Mete topu başında sektirirken bu sefer de ayağı taşa takılıp düşer. Niloya gülmeye başlayınca Mete de ona eşlik eder. Hadi artık pastayı yiyelim der ve arkadaşının getirdiği barış pastasını bir solukta mideye indirir.

Niloya Gökkuşağı Hikayesi

Niloya
Niloya Gökkuşağı
Yağmurlu ve fırtınalı bir günde Niloya ve annesi pencereden dışarıyı izlerler. Bir anda yağmur durup gök kuşağı çıkar. Niloya sevinçle dışarıya fırlar. Ayaklarını dereye uzatıp rengarenk balıkları izler. Bu sırada nehrin suyunun azaldığını farkedip telaşlanır. Aceleyle evdekilere haber vermek için koşar. Tüm ev halkı Niloya'nın sesine dışarıya çıkarlar. Niloya nehrin suyunun azaldığını balıkların tehlikede olduğunu söyler fakat hiç kimse ona inanmaz. Dedesi olur mu öyle şey kızım sana öyle gelmiştir der. Bunun üzerine Niloya kucağındaki Tosbik'e hadi gel balıkları biz kurtaralım der ve hızla uzaklaşır. Ağabeyi Murat peşinden gider. Nehrin kenarına geldiklerinde Murat suyun azaldığını gözleriyle görüp kardeşine hak verir. Sebebini bulmak için nehrin yukarısına doğru yürüdüklerinde nehrin dal parçaları ile kapanmış olduğunu görürler. Murat ailesine haber vermeye gittiğinde Niloya'da yavrularını kaybetmiş gök kuşağı balığı ile konuşur. Merak etme yavruların nehrin alt kısmında birazdan önünü açacağız der. Bu sırada dedesi ve babası gelip dalları kaldırmaya başlarlar. Niloya sevinçle bir şarkı söyler.

Balıkların yolları tıkandığında, nehirler akmadığında,
Güzel insanlar koşar yardıma,
Çünkü sevgi dolu kalpleri var,
Kuşlar uçamadığında, kediler susadığında, çiçekler solduğunda,
İyi insanlar koşar yardıma,
Çünkü koskocaman kalpleri var

Hep bir elden nehri açtıklarında anne balık yavrularına kavuşur. Niloya o kadar mutlu olmuştur ki yaşasın balıklar, yaşasın gök kuşağı diye bağırır.

Niloya Kemençe Hikayesi

Niloya
Niloya Kemençe
Sevimli kızımız Niloya evin içinde arkadaşı Tosbik'i ararken gözü bir anda duvarda asılı olan kemençeye takılır. Annesinden izin isteyip eline alır. Ben bunu çalabilirim diye düşünüp çalmaya başlar. Tabii çalmayı bilmediği için kemençeden çok kötü ses çıkar. Annesi kulaklarını tıkayıp telaşla kızının yanına gelip kemençeyi dışarıda çalmasını söyler. Niloya tamam anneciğim deyip dışarıya çıkar. Ağabeyi ve arkadaşı Mete bahçede uçurtma uçurmaktadır. Yanlarına gelip ben çok güzel kemençe çalıyorum der. Mete heyecanla ben kemençeye bayılırım deyince heveslenen Niloya çalmaya başlar. O kadar kötü çalıyordur ki Mete yere düşüp bayılır. Çocukların ellerindeki uçurtmalar ise uçup gider. Ağabeyi Mete'yi yerden kaldırırken Niloya'ya git biraz da Tosbik'e çal der. Niloya az ilerideki Tosbik'e heyecanla koşup kemençe çalar. Tosbik' de sesten rahatsız olup kaçar. Niloya sırayla balıklara kuşlara kemençe çalar. Etraftaki herkes sesten rahatsız olurlar. Niloya bunun farkında değildir. Bir anda dedesinin sesi ile kendine gelir. Dedesi kızım sen kemençe çalmayı bilmiyorsun, kemençe öyle hemen öğrenilecek bir şey değildir, biraz zaman ister der. Bunun üzerine Niloya dedesinden çalmasını ister. Dedesi kemençe çalarken Niloya da keyifle bir şarkı söyler.

Do re mi çağırsam gelirler mi,
Kemençemin tellerinde dans edip eğlenirler mi,
Biraz zaman, emek vereceksin,
Biraz sabır, gayret edeceksin,
İşte o zaman kemençeyi çalacak notalarla dans edeceksin,
Do remi herkes geldi mi,
La si do işte bizim koro

Dedesi kemençe çalarken bütün aile onu dinlerler. Bitirdiğinde herkes onu alkışlar. Niloya kemençeyi yeniden eline alınca bütün aile hep birlikte aman Niloya sakın derler. Niloya merak etmeyin çalmayı öğrenmeden kimseyi rahatsız etmicem, şimdi biraz gidip kemençe çalışayım der ve sevinçle eve doğru koşar.

Niloya Sahur Hikayesi

Niloya
Niloya Sahur
Niloya sahur vaktinde dışarıda davul çalarak dolaşan Mete'nin babası Hasan amcayı görüp kendisi de davul çalmak ister.Ağabeyine biz de davullarımızı alıp çıkalım der. Birlikte izin almak için anne ve babasının yanına giderler. Annesi mutfakta sahur hazırlamaktadır. İki kardeş dışarıda davul çalmak için izin isterler. Annesi babalarının da yanlarında gelmesi şartı ile izin verir. İki kardeş babalarıyla birlikte sevinçle dışarıya çıkarlar. Bir an önce Hasan amcanın yanına gidip sen başka yerde çal biz bu mahalleyi uyandırırız derler. Hasan amca çocukların teklifini kabul edip mahalleyi onlara bırakarak gider. Bu sırada Niloya neşeli bir şarkı söyler.

Davulumu çalarım güm güm güm,
Çok eğlenceli olur her gün,
Ramazan gelince güm güm güm,
Davulcular geçer güm güm güm,
Akşam ezanlar okundu,
Geceler sanki gündüz oldu,
Uzaktan gelir sesi güm güm güm,
Böyle çok eğlenceli ki hergün,
Ramazan gelince güm güm güm,
Ne kadar güzel oldu her gün

Çocuklar sokaklarda davul çalarak ilerlerler fakat hiç bir evin ışığı yanmaz. Niloya ağabeyine hiç kimseyi uyandıramadık der. Tam bu sırada evinden çıkan cami hocasını görürler. Eyvah hoca ezanı okumak için gidiyo biz daha kimseyi uyandıramadık deyip hocanın yanına koşarlar. Hoca amca hiç kimse uyanmadı ezanı hemen okuma ne olur derler. Hoca merak etmeyin çocuklar daha vakit var deyip gider. Bunun üzerine iki kardeş Hasan amcanın yanına gidip biz kimseyi uyandıramadık artık evimize gidiyoruz derler. Bir an önce eve gidip sahuru yaparlar. Niloya uykuya daldığı sırada ezan okunur. Tosbik'e dönüp gördün mü hoca amca ezanı okumak için bizim eve dönmemizi beklemiş der.

Niloya Yeni Araba Hikayesi

Niloya
Niloya Yeni Araba 
Niloya kaplumbağa Tosbik ile dere kenarında uzanmış sıkıntıdan bir o yana bir bu yana dönüp durur. O kadar çok sıkıldım ki canım hiç bir şey yapmak istemiyor der Tosbik'e. Bu sırada arkadaşı Mete gelip kendisini bahçelerinde oynamaya çağırır. Niloya az ilerideki arabaya bakıp keşke bir arabam olsaydı onunla gelirdim der. Mete arabaya ne gerek var bizim bahçe az ileride der. Niloya gelmek istemediğini söyleyince Mete sen bilirsin deyip uzaklaşır. Az ileride dedesi ve babası depodaki eski eşyaları dışarıya çıkarıp düzenlemektedir. Belki orada eğlenceli bir şeyler bulurum diye yanlarına gider. Dedesine burada ne yaptıklarını sorar. Dedesi eski eşyaları düzenleyip işe yara bir şeyler yapabilir miyiz diye bakıyoruz der. Eski tahta parçalarını çivi ile çakıp bir oturak yapar. Niloya'nın aklına bir fikir gelmiştir. İki tane teker bulup babasına bunlardan daha var mı diye sorar. Babası var ama onlarla ne yapacaksın diye sorunca Niloya yep yeni bir şeyler yapacağım diye cevap verir ve bir şarkı söyleyerek işe koyulur.

Bir tekerlek buldum babamın çocukluğundan,
Tahta bir sıra buldum dedemin anılarından,
Aldım bu parçaları koyuldum işe,
Çok güzel bir araba yaptım kendime,
Düt düt düt Mete arabama bak,
Düt düt düt Tosbik'im gel sen de bak,
Haydi gelin arabaya köyü gezelim,
Canımızın istediği her yere gidelim,
Düt düt düt arabaya binelim,
Düt düt düt haydi gelin gezelim

Babası ve dedesinin yardımıyla eski parçalardan harika bir araba yaparlar. Yardımları için onlara teşekkür edip arabasıyla Mete'nin evine doğru yola çıkar. Mete bahçede misket oynamaktadır. Niloya'nın yeni tahta arabasını görünce çok beğenir. Niloya hadi canımızın istediği yere gidelim arabayla deyince Mete arkadan arabayı ittirip iki arkadaş keyifle eğlenmeye başlarlar.

Niloya Bülbül Şarkısı Hikayesi

Niloya Bülbül Şarkısı
Niloya Bülbül Şarkısı
Niloya annesi, babası ve ağabeyi ile birlikte bahçeye fındık toplamaya giderken ormanın içinde bir kuşun ötme sesini duyarlar. Ağabeyine bak nasıl acıklı ötüyor hadi gidip bir bakalım der. Hep birlikte sesin geldiği yere giderler. Yerde küçük bir bülbülün acı içinde öttüğünü görürler. Babası eline alıp baktığında kanadının kırılmış olduğunu fark keder. Onu eve götürüp iyileşene kadar bakalım der. Bunu duyan Niloya sevinçten bir şarkı söyler.

Yaralı bir bülbül buldum kıyamadım,
Öyle güzel sesi var ki doyamadım,
Yaralı bir bülbül buldum kıyamadım,
Öyle güzel sesi var ki doyamadım,
Çok şükür iyileşti sonunda,
Şarkılar söylüyor bana,
Cik cik cik bülbülün şarkısı bu,

Eve getirip baktıkları bülbül günler sonra iyileşir. Niloya’ nın odasındaki kafeste ötüp şarkılar söyler. Niloya büyük bir keyifle bülbülü şarkısını dinlerken babası gelir. Bülbül artık iyileşti onu doğaya bırakmamız lazım der. Niloya o benim bülbülüm, onu bırakamam biraz daha kalsın diye ısrar edince babası biraz daha kalmasına izin verir. Günler geçtikçe bülbül ötmemeye şarkı söylememeye başlar. Bu duruma üzülen Niloya babasını çağırıp bülbülün hasta olmuş olabileceğini söyler. Babası onun doğayı, ailesini, arkadaşlarını özlemiş olabileceğini o yüzden ötmediğini söyler. Bunun üzerine Niloya kafesin kapağını açıp bülbülü doğaya salar. Bülbül neşeyle bir şarkı söyleyip uçar gider.