Reklam

Niloya Rüzgar Gülü Hikayesi

Niloya Rüzgar Gülü Hikayesi

Niloya dışarıda koşturup oynarken bir anda rüzgar çıkar. Metelerin evinin önüne geldiğinde Mete ‘ nin yaptığı rüzgar gülünü görür. Başta onun ne olduğunu anlamayıp çiçek zanneder. Mete onun kendisinin yaptığı rüzgar gülü olduğunu söyler. Niloya tepenin arkasında rüzgar gülünün annesini gördüğünü söyler. Mete çok merak edince annelerinden izin alıp gidip yakından bakmaya karar verirler. Murat da onlarla birlikte gitmek ister. Çocuklar gerekli izni alıp tepeye doğru yola çıkarlar. Bu sırada Niloya bir şarkı söyler.

Havalar ısınınca bizi serinletirsin
Çiçekler susayınca bulutları getirirsin
Rüzgar rüzgar
Sonbahar gelince sararır yapraklar
Yerlere dökülünce onları süpürürsün
Rüzgar rüzgar
Bahçede rüzgar gülü ne güzel renkleri
Kocaman yel değirmeni hepsini döndürürsün
Rüzgar rüzgar

Tepeye doğru yol alırken Mete karşılarına ayı çıkmasından korkar. Murat evden çok uzaklaşmadıkları için korkmasına gerek olmadığını söyler. Tam bu sırada çalıların arkasından bir kıpırtı duyarlar. Mete çok korkar. Çok geçmeden onun bir sincap olduğunu görüp kovalamaya başlarlar. Tepeye vardıklarında Niloya'nın rüzgar gülünün annesi zannettiği şeyi görürler. Murat onun bir yel değirmeni olduğunu söyleyince çocuklar çok şaşırırlar. Murat yel değirmeni rüzgardan aldığı enerjiyle buğdayı una çevirir diye açıklama yapar. Çocuklar heyecanla yel değirmenine doğru koşarlar.

Niloya Tospik Hikayesi

Niloya Tospik Hikayesi

Mete evinin önünde ağlarken Murat ve Niloya yanına gelip neden ağladığını sorarlar. Mete cevap vermeden ağlayarak uzaklaşır. Niloya kızıp ben de gidip Tospik ile oynarım der. Murat Tospik'in yeni bir arkadaş bulduğunu söyleyince Niloya merakla koşar. Tospik yanında başka bir kaplumbağa ile uyuklamaktadır. Niloya yanlarına gidip birlikte saklambaç oynayalım der. İki kaplumbağa onu dinlemezler bile. Niloya onlara da kızıp dere kenarına gidip bir şarkı söyler.


Tospik Tospik canım arkadaşım
Hiç yalnız bırakmam hep yanındayım
Tospik Tospik sen ne çok sevimlisin
Seni ne çok sevdiğimi bilmelisin
Kendine arkadaş bulmuşsun
Beni ne çabuk unutmuşsun
Nereye nereye gidiyorsun Tosbikim
Nereye gidiyorsun
Tospik Tospik canım arkadaşım
Gitme birlikte oyun oynayalım
Tospik Tospik canım arkadaşım
Gidersen eğer kiminle oynayacağım

Niloya dere kenarında uyuya kalır. Rüyasında Tosbik'in kendini bırakıp gittiğini görür. Kalkıp hemen onu aramaya başlar. Bulamayınca ağlamaklı olur. Murat yanına gelip Mete'nin neden ağladığını öğrendiğini söyler. Mete kaplumbağasını kaybettiği için ağlamıştır. Bu sırada iki kaplumbağa ağacın arkasından çıkıp gelirler. Niloya Tospik'i yeniden gördüğü için çok mutlu olur. Mete'nin kaplumbağasını alıp ona götürürler. Niloya senin kaplumbağan Tospik ile arkadaş olmuş oyun oynuyorlarmış der. Kaplumbağasına kavuşan Mete çok mutlu olur.

Niloya Halı Hikayesi

Niloya Halı Hikayesi

Niloya annesinin yıllar önce genç bir kızken dokuduğu halıyı görüp seyreder. Üzerindeki renkler ve figürler o kadar güzeldir ki hayran kalır. Kamelyada kitap okuyan dedesi eskiden kızlar dileklerini hayallerini halıya dokurlardı der. Niloya yanına gelen annesine halıya dokunduğun dileğin neydi anneciğim diye sorar. Annesi söyleyemem onu sen bul der. Bunun üzerine Niloya da bir halı dokumak ister ve bir şarkı söyler.

İşte ben de halı dokuyorum
Bu desenler benim hayallerim
Artık ben de halı dokuyorum
Bu desenler benim sevdiklerim
Annemin de bir halısı varmış
Dileğini desenlerle yazmış
Annemin de hayalleri varmış
Düşlerini sırlarını yazmış
İşte ben de halı dokuyorum
Bu desenler benim hayallerim

Niloya dedesinin hazırladığı tezgahta halısını dokuyup annesinin yanına gelir. Halıyı göstermeden önce annesinin dileğini ve hayallerini öğrenmek için bir kaç tahminde bulunur. Fakat bir türlü bulamaz. Daha fazla dayanamayıp senin dileğini bulamadım ama senin için bir halı dokudum anneciğim der ve halısını gösterir. Halının üzerine bütün ailesinin ve Tospik ‘ in resmini dokumuştur. Annesi sevgiyle kızına sarılırken işte şimdi dileğim gerçek oldu der. Niloya dileğin neydi ki diye sorunca sizin gibi güzel , akıllı ve çalışkan evlatlar istemiştim der. 

Niloya Basketbol Hikayesi

Niloya Basketbol Hikayesi

Niloya ve Murat yeni yapılan basketbol sahasına gelip basketbol oynamak isterler. Fakat ellerindeki top futbol topu olduğu için bir türlü sektirip oynayamazlar. Bu sırada Mete de sahaya gelir. Elinde bir basketbol topu vardır. Mete basketbol topu ile futbol oynamak ister.

Niloya yanına gidip topları değiştirmeyi teklif eder. Sen bizim topla futbol oyna, biz de seninkiyle basketbol oynayalım der. Fakat Mete topunu vermeye yanaşmaz. Bunun üzerine Niloya o zaman önce hep birlikte futbol oynayalım, sonra da basketbol oynarız der. Mete bu teklifi kabul eder. Niloya bunun üzerine bir şarkı söyler.

Bir pas ver yakalayayım
Bir pas ver topu tutayım
Bir iki hop
Bütün bir adımda basket atayım
Basket basket basket
Topu yere vur zıplasın
Aman rakibin almasın
Potaya doğru zıplasın
Basket basket basket

Mete inat edip basketbol topuyla futbol oynamaya çalışır. Topa ayağıyla vurunca sert olduğu için ayağı acır. Niloya bu topla oynanmaz Mete hadi basketbol oynayalım der.  Sonra da bizim topla futbol oynarız deyince Mete topu eline alıp basket atar. Hadi basketbol oynamaya başlayalım der.

Niloya İftar Hikayesi

Niloya İftar Hikayesi

Annesi mutfakta yemek yaparken Niloya yanına gelip ne zaman iftar olacak diye sorar. Annesi top patlayınca diye cevap verir. Bu cevap küçük kızın tuhafına gitmiştir. Yerdeki topunu alıp Mete'nin yanına gider. Bahçede top oynayan Mete'ye toplarını saklamaları gerektiğini söyler. Mete merakla neden diye sorar. Niloya büyükler iftar vaktinde top patlatıyorlarmış diye cevap verir. Mete buna çok şaşırır. İki kafadar bütün köyü dolaşıp çocuklara tüp topları saklayalım demeye karar verirler. Bu sırada Niloya bir şarkı söyler.

Mahalleye inelim, herkese söyleyelim, topları gizleyelim
Toplarımızı toplayalım hepsini saklayalım
Sabah olunca yeniden zıp zıp oynayalım
Yakan topu severiz , uçan topu severiz
Topumuzu vermeyiz
Vaktimiz hiç kalmamış
Toplar patlayacakmış
Toplarımızı toplayalım hepsini saklayalım
Sabah olunca yeniden zıp zıp oynayalım

Çocuklar bütün köyü dolaşıp bütün topları bir çuvala koyarlar. Murat yanlarına gelip bu toplarla ne yapacaklarını sorar. Niloya onları saklayacaklarını söyler. Akşam olunca iftar sofrasına otururlar. Bu sırada top patlayıp ezan okunur. Topun patlamasıyla Niloya koşup sakladığı toplara bakar. Hepsinin sağlam olduğunu görünce rahatlar. Annesi durumu anlayıp açıklama yapar. Nen iftar topundan bahsetmiştim , hiç çocukların topu patlatılır mı der. Niloya'nın bu davranışı herkesin çok hoşuna gidip gülmeye başlarlar.

Niloya Kayıp Hikayesi

Niloya Kayıp Hikayesi

Akşam vakit bir hayli geç olmuştur. Babası artık yatma vakti geldi dediğinde Murat ödevlerini yeni bitirmiştir. Fakat proje ödevi olan karton evi yapmaya vakti kalmamıştır. İki kardeş yataklarına giderler. Anne ve babası ikisini de öpüp yatırırlar. Anne ve babası odadan çıkar çıkmaz Niloya kalkıp abisinin ödevini yetiştirmek için işe koyulur. Bütün gece gözünü kırpmadan kağıtları çizip keser. Sabaha karşı masanın başında uyuya kalır.

Niloya bütün gece uyumadığı için kahvaltıda uyuklayıp durur. Annesi bir tuhaflık olduğunu sezer ve kızına neyin var diye sorar. Niloya iyi olduğunu söyleyip apar topar bahçeye çıkar. Ağacın altına uzanıp biraz uyumak ister. Keçi yanına gelip onu rahatsız eder. Niloya şimdi oynayamam seninle, çok uykum var deyip bir şarkı söyler.

Gece geldiğinde gündüz bittiğinde
Uyumalısın sen de tatlı rüyalar içinde
Uykun geldiğinde yorgun düştüğünde
Uyumalısın sen de tatlı rüyalar içinde
Güzel rüyalar gör düşlerinde
Tüm sevdiklerin olsun hep seninle

Niloya bu sefer gidip kamelyada uyumaya çalışır. Fakat bu kez Mete ve Murat onu uyandırıp saklambaç oynayalım derler. Niloya onları kırmamak için kabul eder fakat çok uykusu vardır.
Akşam olduğunda Niloya hiç bir yerde yoktur. Ailesi onu her yerde aramaya başlar. Son bir kez gidip odasına bakmak isterler. Niloya ‘ nın odasında masanın üzerinde Murat için hazırladığı proje ödevini bulurlar. Bu sırada dolabın içinden bir horlama sesi gelir. Dolabı açtıklarında Niloya'yı orada uyurken bulurlar.
Sabah olduğunda Niloya kendini yatağında bulur. Gözünü açtığında karşısında Murat'ı görür. Murat proje ödevi için kardeşine teşekkür eder. Ayrıca onu bulamayınca ne kadar çok korktuğunu söyler. Niloya onları korkuttuğu için özür diler. İki kardeş birbirlerine sarılırlar.

Niloya Civciv Annesi Hikayesi

Niloya sabah kümese Sarı Kanat'a yem vermeye gittiğinde samanların arasında bir yumurtanın çatladığını görür. Bir süre sonra yumurtadan küçük bir civciv çıkar. Niloya sevinçle civcivi eline alıp babasının yanına gider. Babacığım bak yumurtadan küçük bir civciv çıktı der. Babası o Sarı Kanat'ın yavrusu deyince Niloya itiraz eder. Civciv yumurtadan çıkınca ilk beni gördü, onun annesi benim der. Daha sonra bir şarkı söyler;

Niloya Civciv Annesi Hikayesi
Niloya Civciv Annesi Hikayesi
Tatlı civciv sapsarı civciv
Ufacıksın tefeciksin minik civciv
Ufacıksın tefeciksin minik civciv
Hep yemini yiyor cik cik diye ötüyor
Sevimli mi sevimli hep peşimden geliyor
Küçücük gözleri var yumuşacık tüğleri
Çok ta güzel sesi var
Cik cik cik cik ötüyor.

Bir süre sonra Niloya, Murat ve Mete ile birlikte saklambaç oynar. Kucağındaki küçük civcivin sürekli ötmesi yüzünden her saklandığı yerden kolayca bulunur. Daha sonra deve cüce oyunu oynarlar. Fakat civciv yüzünden yine yanar. En sonunda yakar top oynamaya karar verirler. Oyunun ortasında civciv Niloya'nın yanına gelip ötmeye başlar. Niloya civcivin uykusu gelmiş ben onu yatırayım der. Mete civciv yüzünden oyun oynayamaz oldun deyince Niloya civcivi de alıp babasına gider. Civciv annesi olmak çok zormuş Sarı Kanat’ ı bulup civcivi ona vermeye karar verdim der. Bu sırada Sarı Kanat çıka gelir. Küçük civciv gerçek annesinin yanına gidip sokulur. Niloya ve babası çok mutlu olur. 

Altın Toynak ve Sihirli Yağ Hikayesi (Ümitsiz Olmamak)

Altın Toynak ve Sihirli Yağ - Ümitsiz Olmamak

Bir varmış, bir yokmuş. Güzel bir çiftlikte Altın Toynak adın da bir at yaşarmış. Altın Toynak ve arkadaşları bahar gelince kendi aralarında oyunlar oynar, yarışlar düzenlermiş. Bu yarışlardan biride koşu yarışıymış. Altın Toynak, yapılan koşularda bir kez bile birinci olamamış. Çok üzülüyormuş.


Üstelik yeni yapılacak koşuları kazanabileceğinden ümitli değilmiş. Yine baharla birlikte koşu yarışı zamanı gelmiş. Altın Toynak, bir köşeye çekilmiş. Kendi kendine konuşmaya başlamış;

- Yine başaramayacağım... Yarışta bir türlü birinci olamıyorum.

- Altın Toynak'ın gözlerinden birkaç damla yaş dökülmüş. Ona göre fare Rati, Altın Toynak’ın yanına gelmiş .Neden ağladığını sormuş.

- Yarın koşu yarışı yapılacak. Geçen senelerde olduğu gibi... Ben yine yarışı kaybedeceğim. İşte bu yüzden ağlıyorum, demiş Altın Toynak. Rati, onun haline üzülmüş.

- Bu kadar ümitsiz olursa kazanmak için çaba sarf etmez ki... Başarabileceğine inanmalı ama nasıl, diye mırıldanmış. Sonra aklına bir fikir gelmiş.

- Sana özel bir karışım hazırlayacağım. Onu ayaklarına sürünce yarın ki yarışta daha hızlı koşabilirsin, demiş Altın Toynak'a;

- Gerçekten mi? Hadi hemen hazırla o zaman, derken Altın Toynak kocaman gözleriyle Rati’ye bakmış. Şimdi sen burada bekle. Ben malzemeleri alıp çalışmalara başlayayım, demiş Rati. Çiftlikte dolaşmaya başlamış. Yerde bulduğu ceviz kabuğuna, az ilerideki çeşmeden su doldurmuş. Sonrada suyun içine, etrafında gördüğü şeylerden eklemiş. Biraz saman, bir tane yaprak, bir tane çilek... Ceviz kabuğuna koyduğu şeyleri suyla birlikte ezmiş, Hepsini iyice karıştırmış. Altın Toynak, RAti nin yapacağı özel karışımı heyecanla bekliyormuş. RAti bir süre sonra Altın Toynak'ın yanına gelmiş.

- İşte... Karışım hazır, demiş. Ceviz kabuğunun içindeki karışımdan alıp Altın Toynak'ın ayaklarına azar azar sürmüş. Sürerken de;

- Umarım bunun faydasını görürsün. Yeter ki yapabileceğinin en iyisini yap ve ümitsizliğe kapılma, diye tavsiyede bulunmuş. Rati karışımı sürdükten sonra Altın Toynak, ayaklarını yere vurmuş. Bu sürdüğün sihirli bir yağ olmalı... Kendimi şimdiden çok iyi hissediyorum, demiş. Rati'ye teşekkür etmiş. Ahıra gidip ertesi gün yapılacak yarışı beklemeye başlamış.

- Bu sefer ben kazanacağım, diye diye uyuya kalmış. Ertesi gün Altın Toynak erkenden uyanmış. Kendini çok dinç hissediyormuş. Yarışın yapılacağı yere giderken Rati onu görmüş ve seslenmiş;

- Unutma! Yapabileceğinin en iyisini yap ve ümitsizliğe kapılma! Sonrada Altın Toynak'ın yarış alanına gitmiş. Çiftlikteki bütün hayvanlar, yapılacak koşu yarışı için meydanda toplanmış. Minik Tavşan'ın işaretiyle yarış başlamış. Altın Toynak, neredeyse rüzgardan bile hızlıymış. Koşmuş koşmuş bütün atları bir bir geçmiş. Sonunda yarışı kazanmış. Herkes onu tebrik etmiş. Rati de Altın Toynak’ı tebrik etmek için yanına gelmiş.

- Çok iyi yarıştın Altın Toynak. Demek ki ümitsiz olmayıp çabaladığında başarabiliyorsun, demiş. Sen o güzel karışımı ayağıma sürmeseydin başaramazdım. O sihirli yağ sayesinde birinci oldum, deyip Rati’ye teşekkür etmiş Altın toynak. Rati gülümseyerek anlatmaya başlamış :

- Sihirli yağ diye bir şey yok... Sen çok ümitsizdin. Başarabileceğine inanmıyordun. Bende seni buna inandırmak için minik bir plan yaptım. Nasıl yani? Ama karışım... Sen özel bir karışım hazırladın.

- Evet... Etraftan topladığım şeylerle senin için özel bir karışım hazırladım. Sende bu karışımın sihirli olduğuna ve seni birinci yapacağına inandın. Aslında ümitsizliğini yendin ve çaba sarf ettin. hepsi bu! Altın Toynak şaşkınlığıyla ayaklarına bakmış.

- O zaman yarışı sihirle değil inanıp çabalayarak kazandım, diye bağırmış. Çok mutlu olmuş. Ümitsizliğe kapılmadan çaba sarf etmenin ne kadar önemli olduğunu da bu olayla öğrenmiş.

Altın Toynak ve Sihirli Yağ Hikayesi çocuklarınıza ümidini kaybetmemeyi öğretiyor. Bu masal çocuklar için eğitici bir masaldır.

Ferit ve Kerti Hikayesi

Ferit ve Kerti Hikayesi

Ferit, fotoğraf çekmeyi de çektirmeyide çok seven küçük bir çocukmuş. Ferit'in fotoğraflarını yerleştirdiği kocaman bir albümü varmış. Ferit bu albümü kütüphanesinin en güzel yerinde saklar, fotoğraflarının her birine çok değer verirmiş. Ferit'in odasındaki deliğe gizlice yerleşen Kerti adında bir Kertenkele varmış. Kerti zaman zaman bu delikten bakar, Ferit'in fotoğraflarına gösterdiği özeni hayranlıkla izlermiş. Ferit'in fotoğraflarından bazılarını duvarına asması Kerti'nin hoşuna gidermiş. Kerti kendi kendine;

- Keşke benim de bir fotoğrafım olsa da duvarıma assam, deyip dururmuş.

Bir gün Kerti takır tukur sesler duyarak uyanmış. Hemen delikten çıkıp etrafta dolaşmaya başlamış. Birde bakmış ki Ferit'in annesi mutfakta harıl harıl çalışıyor! Mutfak masasının üstü kekler, börekler, pastalarla doluymuş. Çünkü o gün Ferit'in doğum günüymüş! Bir süre sonra kapı çalmış. Ferit'in arkadaşları gelmiş. Ferit onları içeriye davet etmiş. Önce hep beraber birlikte oyun oynamışlar. Sonrada masanın etrafına toplanmışlar. Ferit'in annsi, yaptığı yiyecekleri çocuklara dağıtmış. Bu arada Kerti bir köşeden onları izliyormuş. Herkes iştahla tabağındakileri yerken Ferit atılmış;

- Fotoğraf! Fotoğraf makinamı getirmeliyim. Fotoğraf çekmek istiyorum! Odasına gitmiş.

Fotoğraf makinasını alıp gelmiş. Sırayla herkesin fotoğrafını çekmeye başlamış. Onları izleyen Kerti başını önüne eğip;

- Galiba benim hiç fotoğrafım olmayacak, diye söylenmiş. Ferit'in annesi o sırada;

- Yavrum, hadi sende arkadaşlarının yanına geç. Bende sizi çekeyim, deyip Ferit'ten fotoğraf makinasını istemiş. Ferit makinayı annesine vermiş. Arkadaşlarının yanına geçmiş. Onları bir köşede üzgün üzgün izleyen Kerti'nin aklına o anda bir fikir gelmiş! Kerti kendi kendine;

- Şöyle köşeden köşeden geçsem... Arkadaki duvara tırmansam... O zaman fotoğrafta görünürüm, demiş. Gülümseyerek eklemiş; Kuyruğumu kıvırıp güzelde poz veririm... Acele etmeliyim. Bu fotoğrafta yer almalıyım!

Kerti duvara hızlıca tırmanmış. Kuyruğunu kıvırmış. Fotoğraf çektirmeye hazırlanmış. Ferit'in annesi;

- Gülümseyin, deyince Kerti dahil herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş.

Çocuklar o günü eğlenceli oyunlar oynayıp güzel resimler çektirerek geçirmişler. Akşam olunca da evlerine dönmüşler. Ertesi gün sabah erkenden Ferit'in annesi fotoğrafları bastırmak için bir fotoğrafçıya gitmiş. Ferit annesini sabırsızlıkla beklemiş. Annesi gelir gelmez fotoğrafları almış, ona teşekkür etmiş. Hemen odasına koşmuş. Fotoğraflara bir bir bakmış. Sıra, bütün arkadaşlarıyla çektirdiğine gelmiş... Ferit o fotoğrafta Kertenkele Kerti'yi görmüş.

- Aaa! Duvarda bir Kertenkele varmış! Oda bizimle poz vermiş, diye mırıldanmış.

Yuvasından Ferit'i izleyen Kerti;

- Acaba benim olduğum fotoğraf nasıl çıktı, demiş kendi kendine. Dayanamayıp Ferit'in yanına gelmiş. Kerti'yi karşısında gören Ferit çok şaşırmış.

- Sen bu fotoğrafta olan Kertenkelesin, diye bağırmış. Sonrada Kerti'ye

- Resmine mi bakmaya geldin? Bak ne güzel çıkmışsın, demiş.

Kerti gülümsemiş. Fotoğrafa bir süre bakmış... "Keşke bu fotoğraf benim olsa..." demiş içinden. Ferit onun bu isteğini anlamış gibi;

- Sanırım sen de bu fotoğrafı çok sevdin. İstersen bu fotoğrafı sana verebilirim. Arkadaşlarımla çektirdiğim en güzel fotoğraftı ama, deyip onu Kerti'ye uzatmış. Kerti çok şaşırmış ve mutlu olmuş. Ferit'e gülümseyip fotoğrafı almış. Yuvasına götürmüş. Duvarının köşesine yerleştirmiş. kerti duvardaki fotoğrafa neşeyle bakarken Ferit de küçük Kertenkeleyi mutlu ettiğini düşünüp seviniyormuş.

Ferit ve Kerti Hikayesi - Çizgi Film Hikayeleri

Niloya Masal Hikayesi

Niloya Masal Hikayesi

Niloya abisinin hediye ettiği resimli masal kitabını incelemektedir. Kitapta küçük insanları fark eder. Ağaçta yaşamaktadırlar. Acaba gerçek hayatta da ağaçların içinde yaşayan küçük insanlar var mıdır? Niloya sorularının cevabını bulmak için masaldaki ağacı aramaya başlar.


Niloya bahçede sek sek oynarken Murat'ın sesi ile irkilir. Murat'ın elinde resimli bir masal kitabı vardır. Bu benim eski masal kitabım senin için sakladım der. Niloya abisinin hediyesine çok sevinir. Teşekkür edip okumak için Tospik'i de alıp ağacın altına oturur. Tabi okumayı bilmediği için resimlerine bakıp hikayeyi anlamaya çalışır. Kitabın içinde bir ağaç ev ve küçük insanlar vardır. Hayal gücü geniş olan Niloya acaba bizim ağaçta da küçük insanlar yaşıyor mu diye bakmaya gider. Bütün ağaçları dolaşıp üzerinde kapı arar. Üzerinde bir kovuk bulunan ağaca gidip küçük insanlar orada mısınız diye seslenir. Ona şaka yapmak isteyen  Murat saklandığı yerden evet buradayız der. Eğer bize bir şarkı söylersen ortaya çıkarız der. Bunun üzerine Niloya bir şarkı söyler.

Yaprakları var dalları var
Gövdesi var hem de gölgesi var
İçinde böcekler karıncalar kuşlar
Yuva olur onlara mutlu yaşarlar
Mis kokulu meyveleri var
Hepsinin başka başka rengi tadı var
Gölgesinde dinlenirken insanlar
Şarkılar söyler cıvıl cıvıl kuşlar
İçinde böcekler karıncalar kuşlar
Yuva olur onlara mutlu yaşarlar

Niloya şarkımı söyledim gel tanışalım artık der. Ağacın arkasındaki ses geliyorum der ve Murat çıkagelir. Kardeşinin şaşırdığını görünce o ses bendim, küçük insanlar sadece masallarda olur der. Bu sırada Niloya ağacın kovuğunda bir şeyler görür. İki kardeş dikkatle bakarken içinden bir sincap çıkar.

Niloya Kar Hikayesi

Artık kış gelmiş karlar yağmaya başlamıştır. Yine karlı bir günde Niloya beresini takıp dışarıya çıkar. Nereden geldiğini anlamadığı bir kar topu üzerinde paylar. Niloya etrafı arayıp kar topunu atanın Mete olduğunu bulur. İki arkadaş keyifle kar topu oynamaya başlarlar. Bu sırada küçük bir kedi yavrusunun miyavlamasını duyarlar. Zavallı küçük kedi çardağın altında miyavlamaktadır. Onun acıkmış olduğunu anlayan Niloya ve Mete alıp eve götürürler. Annesi bir kap süt getirip küçük kediye verir. Kedi sütünü içerken Mete ve Niloya kardan adam yapmaya karar verir. Bu sırada Niloya bir şarkı söyler.

Niloya Kar Hikayesi
Niloya Kar Hikayesi

Kar yağdı doldu bahçelere
Üşüdük biraz koştuk evlere
Durma beyaz kar yağ tepelere
Durma beyaz kar yağ derelere
Ne kadar güzel kış mevsimi
Kardan adam  üşümez mi kendisi
Durma beyaz kar yağ tepelere
Durma beyaz kar yay derelere
Durma beyaz kar yağ köylere
Durma beyaz kar yağ şehirlere

Mete ve Niloya kardan adamı tamamlarlar. Niloya kardan adamın kolları da olsa daha iyi olurdu der. Bu sırada küçük kedi iki tane dal parçası getirir. Dallarla kardan adama kol yaparlar. Annesi de kardan adam için atkı ve bere getirir. Kardan adam tamam olunca küçük kedinin annesi çıkagelir. Niloya iki kediye süt verir. Sütünü içen kediler kafalarıyla teşekkür edip giderler. Mete ve Niloya arkalarından el sallar.

Kış gelmiştir. Niloya ve Mete kardan adam yapmaktadır. Yanlarına yavru bir kedi gelir. Oldukça üşümüş görünmektedir. Ona süt verirler. Yardımcı olurlar. Kedi bu yardımlardan çok hoşlanır. Niloya ve Mete’nin kardan adam oyunlarına katılır.

Niloya Misafir Mete Hikayesi

Mete'nin annesi Fatoş teyze Niloyalara misafirliğe gelmiştir. Kapıdaki uzun vedalaşmadan sonra Fatoş teyze evine gider. Annesi Niloya'ya yardımlarından dolayı kırmızı bir kurdele verir. Bu sırada Mete gelir. Niloya arkadaşına az önce annen bizdeydi sen neden gelmedin diye sorar. Mete ben her zaman sizdeyim deyince Niloya yarın bize misafir olarak gel, gelirken kardeşin Elif'i de getir der. Mete tamam deyip giderken Niloya arkasından seslenip gelirken bir de kırmızı kurdele getir der. Bu sırada bir şarkı söyler.

Sildik süpürdük her yeri tertemiz
Mis gibi koktu evimiz
Çeşit çeşit yemekler yaptık
Çünkü geldi misafirlerimiz
Sohbet ettiler durmadan
Güldüler eğlendiler
Öyle çok pasta yedim ki
Keşke her gün gelseler

Ertesi gün Mete ve Elif misafirliğe gelirler. Murat ve Niloya onları ağırlayıp nasılsınız iyi misiniz diye sorarlar. Oturmaktan sıkılan çocuklar "Nasılsın iyi misin daha daha nasılsın" diye şarkı söyleyip oynarlar. Bu sırada onlara kek ve süt getiren annesi gördüklerine şaşırır. Çocuklar kekleri afiyetle yiyip sohbete başlarlar. Sohbet sırasında bir anda yastık fırlatmaca oynamaya başlarlar. Çocuklar oyun oynarken annesi bu kez de meyve suyu ve pasta getirir. Pastalarını yedikten sonra gitme zamanı gelmiştir. Kapının önünde uzun uzun vedalaşırlar. Mete giderken Niloya arkasından hediyeni vermeyi unuttun diye seslenir. Mete cebindeki kurdeleyi arkadaşına verir. Niloya kurdeleyi annesine verip bugün misafirlerimin yanında bana çok yardımcı olduğun için bu kurdele senin der. Annesi çocuklarına sevgiyle sarılır.
Niloya Misafir Mete Hikayesi

Niloya’nın evine misafirliğe gelen Fatoş Teyze gidince, annesi Niloya’ya küçük bir hediye verir. Çünkü bugün çok uslu durmuştur. Niloya da evine arkadaşlarını çağırmayı ister. Mete, Elif ve Mine misafirliğe gelir. Birlikte güzel ve eğlenceli bir gün geçirirler. Tıpkı büyükler gibi…

Can Dişlerimizi Fırçalayalım Hikayesi

Can ve Murat dişlerini fırçalamakla meşgulken aynaya bakarak dişlerimiz tertemiz oldu diye konuşurlar. Can hadi annemize soralım bakalım kimin dişleri daha beyaz olmuş, der. Annesi aferin çocuklar ikinizin ki de tertemiz olmuş, der. Mert canın yanına gelir ve birlikte oyun oynamak için Can'ın odasına geçerler.
Can Dişlerimizi Fırçalayalım Hikayesi
Can - Dişlerimizi Fırçalayalım
Fırçam nerde buldum nerde
Yıkarım fırçayı fırçalarım dişimi
Yatağa giderim bitirip işimi
Yıkarım fırçayı fırçalarım dişimi
Yattım kalktım dişime baktım
Yine fırçalarım dişlerimi banyoda
Tertemiz dişlerim parlıyor aynada 
Can dişlerime baksana Mert nasıl görünüyor? söylesene ben de seninkine bakayım Mert göstermek istememiş. Can bunun ardından Mert’in dişlerini kediler yemiş diye bağırır. Sen hiç dişlerini fırçalamıyor musun? Mert hayır fırçalamıyorum, der. Mert bu akşam Can'da kalacağı için tekrar oyuna başlarlar. Akşam olmuş Murat, Can ile birlikte dişlerini fırçalarlar. Mert ise şeker yediği için dişi çürümüş yanağı şişmiş çok canı yanıyordur. Can koşar ve teyzesine haber verir teyzesi Mert’i hemen dişçiye götürür. Dişçi muayene ettikten sonra bu dişlerin çekilmesi gerektiğini Mert’e anlatır, bundan sonra Mert dişlerini düzenli bir şekilde fırçalayacaktır.

Can’ın dişleri çok temiz ve sağlıklıdır, dişleri çürük olsaydı muhakkak Mert gibi şişer ve ağrırdı. Sonra ne mi oldu? Onu da sonra anlatırım daha bu defter de çok boş sayfa var.

Abimle ben her zaman dişlerimizi fırçalar, öyle uyuruz. Dişlerimizi fırçalamazsak çürüyorlarmış. O gün Mert bize gelmişti. Dişlerini fırçalamadığı için dişi ağrıdı. Doktora gittik. Doktor Mert'e mutlaka dişlerini fırçalaması gerektiğini söyledi.

Rafadan Tayfa 56. Bölüm Hikayesi (Zihin Kütüphanesi)

Rafadan Tayfa 56. Bölüm Hikayesi (Zihin Kütüphanesi)

Kış gelmiş yağmurlar başlamıştır. Rafadan Tayfa dışarıda mangal yapmayı planlarken şimdi eve hapsolmuş canları sıkılmaktadır. Hepsi Mertleri evinde can sıkıntısından bir şeylerle oyalanmaktadır. Hayri koltuğa uzanıp tavandaki delikleri sayar.


Kamil Akın'ın isim şehir oynamak için getirdiği kağıtlardan kağıt gemiler yapar. Mert ise elindeki bilim dergisini okumaktadır. Okuduğu bir makale ilgisini çekip arkadaşları ile paylaşır. Makalede insan beyninin tıpkı bir kütüphaneye benzediği, yaşadığımız olayların anıların bir kitaplıkta gibi saklandığı yazıyordur. Mert bunu denemek ister. İsim şehir oynarken beynine odaklanır. Zihnini tıpkı bir kütüphane gibi düşünüp aradığı bilgileri odaklanarak kolayca bulur. "M" harfi ile isim şehir eşya vb. bulmaya çalışırlar. Beynine odaklanma yöntemi ile Mert hepsinden fazla puan alır. Oyunun ilerleyen zamanlarında Mert’ in başarısı diğerlerinin dikkatini çekip sebebini sorarlar.

Mert zihnini boşaltıp beyin kütüphanesine odaklandığını bir kez daha söyler. Bu kez Kamil’ de bu yöntemi denemek ister ve oyuna yeniden başlarlar. Kamil ve Mert gözlerini kapatıp odaklanırlar. Kamil zihin kütüphanesinden gerekli bilgileri bir çırpıda bulur. Hayri Kamil’ in de başarılı olduğunu görünce kendisi de bu yöntemi dener. Gözlerini kapatıp kendi zihninde yolculuğa çıkar ve bilgileri kolayca bulur. Bu sırada yağmur durur. Mert dışarıya çıkalım der. Hayri bu zihne odaklanma oyununu çok sevmiştir. Kalıp biraz daha oynamak ister.

Rafadan Tayfa 55. Bölüm Hikayesi (Kağıt Uçak) - Çizgi Film Hikayeleri

Rafadan Tayfa 55. Bölüm Hikayesi (Kağıt Uçak)

Akın, Mert ve Hayri kağıtlardan külah yapıp borularla üfleyerek hedefi vurma oyunu oynarlar. Akın her attığını 12'den vururken Hayri ve Mert o kadar başarılı değildir. Bu sırada Kamil elinde bir dergi ile heyecanlı heyecanlı gelir. Dergide farklı uçak modellerinin kağıttan nasıl yapıldığı anlatılıyor. Çocuklar bir heves kendilerine birer tane model seçerler.


Hayri ve Akın aynı modeli seçince aralarında bir türlü anlaşamazlar. Mert olaya el atıp bir çözüm bulur. Boruyla en iyi külah atan seçilen modeli alacaktır. Hayri boruya üfleyip 12'den vurur. Sıra Akın'a geldiğinde o da 12'den vurur. İkisi de başarılı olunca çaresiz aynı model uçağı yapacaktır.

Zaman kaybetmeden terasa çıkıp uçaklarını yapmaya başlarlar. Kamil uçağına "Kamil 66" ismini verir. 66 memleketi Yozgat'ın plaka kodudur. İsim arkadaşlarının çok hoşuna gider. Akın ve Hayri aynı model uçağı yapmıştır. Fakat Akın'ın uçağı pek güzel olmamıştır. Yardım sever Hayri Akın'ın uçağını düzeltip yeniden yapar. Bu sırada Mert'de uçağını yamalar. Mert'in çocukluktan beri pilot olma hayali vardır. Arkadaşları şimdi tam zamanı deyip Mert'in hayalini gerçekleştirmek için el birliği yaparlar.

Çocuklar sokakta kendilerine bir uçuş pisti yaparlar. Hayri kule görevlisi, Kamil ve Akın ise hava alanı görevlisi olurlar. Pilot Mert uçuş için hazırdır. Uçuş için kuleden izin ister. Hayri son kontrolleri yapar. Bu sırada Kamil hava kontrollerini yapıp uçuş için uygun der. Mert motorları çalıştırıp uçağını uçurur. Mert'in kağıt uçağı havada süzülürken başka bir maket uçak ona çarpıp düşürür. Bunun üzerine Akın ve Hayri kağıt külahlarla üfleyip maket uçağı düşürmek isterler. Mert buna karşı çıkar. Çocukların şaşkın bakışları altında maket uçak havada süzülüp durur. Uçak uzaklaşınca çocuklar onu kimin uçurduğunu bulmak için peşinden giderler. Bütün mahallede onu takip ederler. En sonunda uçak yere iner. Hepsi birlikte üzerine atlarlar. Kafalarını kaldırınca Hale, Sevim ve Rüstem abiyi görürler. Uçağı Hale ve Sevim yapmıştır. Rüstem abi de ona motor ve pervane takmıştır. Rüstem abi paket lastiği ile uçak motoru yapmayı hepsine öğretir. Çocuklar kendi uçaklarına birer motor takıp keyifle uçururlar.

Meraklı Kar Tanesi (Söz Dinlemek)

Meraklı Kar Tanesi - Söz Dinlemek

Kar tanesi adındaki kutup ayısı, ailesi ile birlikte Kuzey Denizi kıyılarında yaşarmış. Bu minik kutup ayısı hem çok meraklıymış hem de gezmeyi çok severmiş. Bazen yuvasından gizlice çıkar etrafta dolaşırmış.


Çevresinde gördüğü her şeyi merakla incelermiş. Annesi Tontiş Hanım; Kar Tanesi’nin bu merakı yüzünden başına bir şey gelmesinden çok korkarmış. Onu sürekli,

- Canım yavrum, yeni şeyler öğrenme merakını anlıyorum ama biraz dikkatli olmalısın. Bu yüzden başına bir iş gelebilir, diye uyarmış.

Ama Kar Tanesi, annesinin sözünü dinlememiş. Günlerden bir gün Kar Tanesi, yuvasından yine gizlice çıkmış. Buzdan kayaları, su dolu küçük çukurları aşmış. Az gitmiş, uz gitmiş... Küçük bir kulübenin yanına varmış. Kulübenin etrafında dolaşırken yaşlı bir adam görmüş. Yaşlı adam kızağını kırmızıya boyuyormuş. Ama Kar Tanesi, yaşlı adamın ne yaptığını kızağın rengini nasıl değiştirdiğini bir türlü anlayamamış. Çünkü o güne kadar, boya yapan bir insan görmemiş!

- Ooo! Kızak kıpkırmızı oldu. Bunu nasıl yapıyor acaba, diye mırıldanmış. Merak içindeymiş. Yaşlı adamın oradan uzaklaşmasını bekleyip boya kutusunun yanına gitmeye karar vermiş. Kızak tamamen boyanınca yaşlı adam boya kutusunu pencerenin kenarına bırakmış ve evine gitmiş. Kar Tanesi de hemen boya kutusunun yanına gitmiş. Pencereye uzanmış ama kutuya ulaşamamış.

- O kutunun içindekinin nasıl bir şey olduğunu öğrenmeliyim, diye söylenmiş. Sonra pençelerinin üzerinde durarak yeniden kutuya ulaşmaya çalışmış.

- İşte yakaladım, derken kutu pençelerinden kaymış. Kırmızı  boya Kar Tanesinin başından aşağı dökülüvermiş. Kar Tanesi kıpkırmızı olmuş. O sırada yaşlı adam, devrilen kutudan gelen gürültüyü duyup evinden çıkmış. Kıpkırmızı olan Kar Tanesi’ni görünce korkmuş. Sonra yere saçılan boyaları fark etmiş. Karşısındakinin küçük bir kutup ayısı olduğunu anlayınca,

-Senin burada ne işin var, ne yaptın böyle? diye bağırmış. Kar Tanesi’ni korkutup oradan uzaklaştırmak için eline aldığı bir odunla ona doğru koşmaya başlamış. Kar Tanesi önde adam arkada bir süre koşmuşlar. Kar Tanesi kırmızıya boyandığı için karların arasında gizlenemiyormuş da.. Sonunda yaşlı adam, Kar Tanesinin yeterince uzaklaştığından emin olmuş ve onun peşini bırakmış. Minik kutup ayısı da geçtiği yollardan hızlıca geri dönmüş ve yuvasına ulaşmış. Yuvasından içeri girmeden önce üzerine bulaşan kırmızı boyayı temizlemeye çalışmış. Çünkü annesinin kendisini böyle görmesini istemiyormuş. Karlarda dönüp yuvarlanmış. Ama boya bir türlü silinmemiş. O sırada annesi Tontiş Hanım yuvasından çıkmış. Kar Tanesi’ni görmüş. Şaşkınlık ve korkuyla,

- Yavrum! Sana ne oldu böyle, yoksa yaralandın mı? diye bağırmış .

- Anneciğim... Bir şeyim yok. Sadece birazcık kırmızı oldum, demiş Kar Tanesi. Başına gelenleri, annesi Tontiş Hanım’a anlatmış.

- Bu halinle dışarıda dolaşamazsın. Yoksa avcılar seni hemen fark ederler, diye söylenmiş Tontiş Hanım. Üzerindeki kırmızı boya geçene kadar Kar Tanesi’nin yuvadan çıkması yasaklanmış. Bu olay ona büyük bir ders olmuş. Kar Tanesi o günden sonra annesinin sözünü dinlemeye özen göstermiş. Kar Tanesi’nin üzerindeki kırmızı boya ise zamanla silinmiş. Böylece Kar Tanesi eski rengine kavuşmuş.

Ali ve Rüyası

Ali ve Ayşe bu yıl birinci sınıfa başladılar. Ayşe bütün yıl boyunca öğretmenini dikkatle dinledi ve derslerine çok çalıştı. Artık akıcı ve anlaşılır bir şekilde kitap okuyabiliyordu. Ali ise derslerine çalışmadı. Yıl sonu gelmiş, herkes okuma bayramı hazırlıkları yapmaya başlamıştı. Ali ve Ayşe'nin öğretmeni pazartesi günü bir seçme yapacaktı. Anlamlı ve
düzgün okuyabilen öğrencilerden ikisini okuma bayramında sunucu olarak seçecekti. Sunuculardan
birinin Ayşe olacağı kesinleşmişti. Ali ise en iyi arkadaşı ile birlikte sunucu olmak istiyordu. Ali hafta sonu boyunca durmadan kitap okudu. Artık öyle yorulmuştu ki masada uyuyakaldı. Ali birden kendini Kitap Ülkesi'nde buluverdi. Karşısına Okuma Perisi çıktı.

Okuma Perisi :
- Ali keşke sene başından beri düzenli çalışsaydın. Geç de olsa hatanı anlamana sevindim. Gayretin ve pişmanlığın ise beni çok etkiledi. Eğer tatilde çok kitap okuyacağına dair bana söz verirsen sana yardım edebilirim.

Ali :
- Söz veriyorum çok kitap okuyup arkadaşlarım gibi güzel okumayı başaracağım, dedi. Okuma perisi kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Ali gözlerini açtığında sabah olduğunu fark etti. Giyinip okula gitti.

Seçmeler başlamıştı. Sıra Ali'ye gelmişti. Derin bir nefes aldı ve okumaya başladı. Öyle güzel okuyordu ki herkes hayretler içerisinde ona baktı. Ali'nin rüyası gerçek oldu ve Ayşe ile sunucu olmayı başardı. Verdiği  sözü ise asla unutmadı.
Ali ve Rüyası

Ali ve Rüyası

Minik Yağmur Damlası Yama

Minik Yağmur Damlası Yama

Güneş bulutların arkasına giriyordu. Gökyüzünü gri bulutlar kaplıyor, rüzgar ise daha bir sert esiyordu. Minik yağmur damlası Yama, çok heyecanlıydı. Artık yağmur olup annesinden ayrılacaktı. Yeryüzüne düşecek maceradan maceraya koşacaktı. Sonra tekrar annesinin yanına gelecekti.


Sonunda beklediği an geldi. Yama annesi bulutu öptü.

Anne bulut :
-Kendine dikkat et Yama, diyerek minik yağmur damlasına el salladı. Yama "Hoop" diye zıplayarak yeryüzüne inmeye başladı. Rüzgar Yama'yı bir o yana bir bu yana savurmaya başladı. Yama yeni sürülmüş bir tarlanın üstüne düşüverdi. Birkaç parçaya bölünüp toprağın içine girdi. Toprağın içinde yavru bir tohum vardı.

Tohum:
- Merhaba ben Tohumcuk, dedi gülümseyerek.
- Yama, merhaba Tohumcuk. Benim adım minik yağmur damlası Yama. galiba beni bekliyordun, dedi.

Tohum :
- Vallahi bilemiyorum. Beni toprak anaya ektiler. Sonra da burada bekle dediler. Yavru tohumun sözleri Yama'yı çok güldürdü.

Yama :
- Ne sevimli bir tohumsun sen sana burada beklemeni her kim söylemişse doğru söylemiş. Toprak anadan vitamin ve mineralleri alacaksın. Bu sırada ben de sana gereken nemi sağlayacağım. Sonra büyümeye başlayacaksın. Önce filizleneceksin.

Tohum :
- Filizlenmek mi? O da ne? Bana ne olacak? Yoksa ölecek miyim? dedi. Yama'nın sözünü keserek. Yama yine kahkahalarla gülmeye başladı. Tohumcuk ise korku dolu bakışlarla Yama'ya bakmaya devam ediyordu.

Yama : 
- Merak etme filizlenmek kötü bir şey değildir. Büyümenin ilk aşamasıdır. Filizlendikten sonra teyzeyi göreceksin. Yani başını topraktan dışarıya çıkaracaksın. Şimdi kahve rengi olan kabuğunu üstünden çıkaracaksın. Gövdenden çıkan köklerinle toprak anaya sarılacaksın. Dalların ve yaprakların kolların olacak. Yemyeşil güzel bir filiz olacaksın. Büyüyeceksin, büyüyeceksin ve bu arada büyüyünce ne olacaksın? Sana bakınca anlayamıyorum. Çünkü tohumlar birbirine benzerler, dedi merak içerisinde.

Tohum :
- Büyüyünce annem gibi güzel bir meşe ağacı olacağım. Yama anlatmaya devam et. Sonra ne olacak? Sen hep benimle mi kalacaksın. Çok heyecanlıyım doğrusu. Yama biraz durdu ve : tamam o zaman beni dikkatlice dinlemeye devam et. İkimizde de büyük değişiklikler olacak. Sen filiz olduktan sonra toprak ana, yağmurlar, güneş teyze, rüzgar ağabey yani bütün doğa seni büyütmeye başlayacak. Ben ise birkaç gün içinde güneş teyzenin ısısı sayesinde buharlaşacağım. Yani duman gibi bir şey olup hafifleyeceğim. O kadar hafif olacağım ki gökyüzüne uçmaya başlayacağım. Buhar kardeşlerimle bulut annemin kucağına doluşacağız. Yeni maceralara atılmak için çoğalmayı ve soğuk havayı beklemeye başlayacağız.

Tohum :
- Yaşasın! Ne kadar ilginç bir hayat yaşayacağım. İyi ki seninle tanışmışım. Yama ve Tohumcuk iki iyi arkadaş oldular. Yama, Tohumcuk'un filizlenebilmesi için elinden geleni yaptı. Bir hafta sonra Tohumcuk filizlenmeye başladı. Yama ise gittikçe daha çok hafifliyordu. Güneş teyzenin havayı iyice ısıttığı bir gün. Yama
- Sevgili dostum Tohumcuk. Bir maceranın daha sonuna geldik ben gökyüzüne, anneciğim yanına gitmeliyim seni tanıdığım için çok mutluyum doğrusu, dedi tebessüm ederek.

Tohum :
- Demek ayrılık vakti geldi. Yama, bana çok şey öğrettin. Sana çok teşekkür ediyorum. Umarım bir gün yeniden üzerime damlarsın. Annem buluta, rüzgar ağabeye, güneş teyzeye selamımı götür. Kendine iyi bak. Yama ile Tohumcuk son kez birbirlerine sarıldılar. Yama sıkıca sarılmanın verdiği ısı ile bir anda buhar oldu. Hızla gökyüzüne uçtu. Annesinin kucağına zıpladı. Yeryüzünde yaşadıklarını heyecan için de anlatmaya başladı.

İstanbul Muhafızları 3. Bölüm Hikayesi (Topkapı Sarayı)

İstanbul Muhafızları 3. Bölüm Topkapı Sarayı
Elif, Zeynep, Mehmet ve Ali koca çınarın gölgesinde yakar top oynarken birden çınarın gövdesinden ışıklar yayılır. Koca çınarın kendilerini çağırdığını anlayan çocuklar ellerini çınarın gövdesine dokundurup içeriye girerler. Koca çınar her zamanki gibi çocukları karşılar.

İstanbul Muhafızları - 3. Bölüm Hikayesi (Topkapı Sarayı)

Yerebatan Sarnıcı görevinde gösterdikleri başarıdan dolayı onları tebrik eder. Gürgen ve Azmi'nin yeni planlarına karşı dikkatli olmalarını söyler.

Bu sırada Gürgen yeni planları üzerinde çalışmalara başlamıştır. Yardımcısı Azmi bu seferki hedefimiz neresi diye sorar. Gürgen Topkapı Sarayı der. Azmi neden Topkapı Sarayı diye merak eder. Bir kaç gün önce Gürgen sınıfla birlikte Topkapı Sarayına geziye gitmiştir. Sarayın koridorlarında dolaşırken 3. Mustafa'nın zırhını görüp çok etkilenir. Kendi kendine o zırhı ele geçirirsem dünyadaki her şeye sahip olabilirim ve tarihe sekte vurup tarih dersini silebilirim diye düşünür. Azmi ve Gürgen tüm hazırlıklarını tamamlayıp Topkapı Sarayına doğru giderler.

İstanbul Muhafızları çınarla konuşurken alarm gelir. Çınar Gürgen'in Topkapı Sarayına doğru gittiğini söyleyince çocuklar zaman kaybetmeden harekete geçerler. Gürgen ve Azmi Saraya geldiklerinde zırhtan önce bir şeyler daha çalmaya karar verip tarihi eserlerin sergilendiği salona giderler. Eserler camdan kafeslerde sergilenmektedir. Gürgen kendi yaptığı cam kesme makinesiyle camı kesip tarihi kaşıkları çalar. Yerine de evden getirdiği günümüz çatal kaşıklarını koyar. Sıra kaftanların sergilendiği bölüme gelmiştir. Beğendiği bir kaftanı çalıp yerine Azmi'nin pijamalarını koyar.

Bu sırada İstanbul Muhafızları da Saraya gelir. Zeynep tabletinden Topkapı Sarayıyla ilgili bilgileri arkadaşlarına okur. Topkapı Sarayı 1478 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. 380 yıl boyunca devlet buradan yönetilmiştir. Gerekli bilgileri alan çocuklar ikişerli gruplara ayrılıp Gürgen ve Azmi'yi aramaya başlarlar.

Gürgen bu sırada Kaşıkçı Elmasını da çalıp yerine bir misket bırakmıştır. Şimdi sıra asıl amacı olan 3. Mustafa'nın zırhını çalmaya gelmiştir. Gürgen ve Azmi zırhın olduğu odaya giderken Elif ve Ali onları görüp takip ederler. Zeynep ve Mehmet ise 155'i arayıp polis çağırırlar. Gürgen zırhı alıp üzerine giydiği sırada karşısında Elif ve Ali'yi görür. Elif ve Ali onları oyalarken Zeynep ve Mehmet arkadan usulca gelip Gürgen'in çaldığı eşyaları alırlar. Gürgen onları fark edince üzerindeki zırha “ ey zırh şu çocukları yok et “ der. Tabi keramet zırhta olmadığı için hiçbir şey olmaz. Bu sırada polisler gelip Azmi ve Gürgen'i yakalarlar. Çocuklar bir görevi daha başarıyla tamamlayıp çınarın yanına dönerler.

Çiçi Bey ve Dükkanı (Dikkatli Olmak)

Bir varmış bir yokmuş, ormanın birinde Çiçi adında bir keçi yaşarmış. 
Çiçi Bey ve Dükkanı
Çiçi Bey ve Dükkanı (Dikkatli Olmak)
Bu hikaye çocuklara daha dikkatli olmayı öğretmektedir. Eğitici ve öğretici yanıyla çocuk masalları çocukların zeka gelişimine de fayda sağlamakla birlikte çocukların eğlenceli vakit geçirmesine de yaramaktadır.
Çiçi Bey’in kocaman bir dükkanı varmış. Dükkanın içi türlü türlü eşyalarla doluymuş. Ormandaki hayvanlar, aradıkları her şeyi orada bulurlarmış. Bir gün Çiçi Bey dükkanında oturuyorken telefon çalmış. Arayan Koyun Hanımmış.

- Merhaba Çiçi Bey! Kuzucuklarım için iki küçük ceket sipariş etmek istiyorum, demiş Koyun Hanım.

- İstediğiniz ceketleri hemen hazırlayıp oğlum Paçi ile size göndereceğim, diye cevap vermiş Çiçi Bey. Telefonu kapattıktan sonra askıdaki iki küçük ceketi bir pakete sarmış. Paketi Koyun Hanım’a götürmesi için oğlu Paçi’yi beklemeye başlamış. O anda telefon yeniden çalmış. Tavşan Hanım arıyormuş.

- Merhaba Çiçi Bey! Yavrularıma kazak örerken yünüm bitti. Bana üç tane kırmızı yumak gönderebilir misiniz? diye sormuş Tavşan Hanım.

- Elbette, renk renk olan yumaklarımın içinden kırmızı olanlarını sizin için seçeceğim. Oğlum Paçi ile size göndereceğim, demiş Çiçi Bey.

- Tavşan Hanım’ın istediği kırmızı renk üç yumağı hemen paket yapmış. Koyun Hanım’ın paketinin yanına koymuş. Çiçi Bey’in telefonu bir daha çalmış. Bu sefer de arayan Kurbağa Beymiş.

- İyi günler Çiçi Bey! Yeni bir koltuk takımı aldım. Ona uygun tabure arıyordum. Geçen gün dükkanınızda gördüm mantar tabureler geldi aklıma. Bana bir tane mantar tabure gönderebilir misiniz? diye sormuş Kurbağa Bey.

- İyi günler Çiçi Bey! Yeni bir koltuk takımı aldım. Ona uygun tabure arıyordum. Geçen gün dükkanınızda gördüm mantar tabureler geldi aklıma. Bana bir tane mantar tabure gönderebilir misiniz? diye sormuş Kurbağa Bey.

- Tabii ki gönderirim. Yeni koltuk takımınızı güle güle kullanın. Ben mantar taburelerinizi hemen hazırlıyorum, demiş Çiçi Bey. Kırmızı mantar taburelerden birini pakete sarmış. Onu paketlenmiş halde bir köşede duran diğer eşyaların yanına koymuş. Derken oğlu Paçi gelmiş.

- Gel bakalım Paçi... Bugün o kadar çok sipariş aldık ki, ben hepsini paketleyip hazırladım. Şimdi sıra sende. Onları sahiplerine dikkatlice teslim et, tamam mı? demiş Çiçi Bey. Hangi paketin kime ait olduğunu açıklayıp paketleri oğluna vermiş. Paçi sırayla Koyun Hanım’ın, Tavşan Hanım’ın ve Kurbağa Bey’in evlerine uğramış. Her birine paketleri götürmüş. Sonrada doğruca dükkana gitmiş. Onlardan aldığı paraları babasına teslim etmiş. O sırada Koyun Hanım ve Kurbağa Bey kendilerine gelen paketleri açıyorlarmış. Koyun Hanım’ın paketinden iki ceket yerine kırmızı benekli mantar bir tabure çıkmış.

- Koyun Hanım şaşkınlıkla, Bu da ne? Ben tabure istememiştim ki, demiş.

- Kendisine gelen paketi açan Tavşan Hanım da şaşkınmış. Çünkü onun paketinden de üç kırmızı yumak yerine iki küçük ceket çıkmış.

- Kurbağa Bey’e gelen pakette ise mantar tabure yerine üç kırmızı yumak varmış. Yumakları alan Kurbağa Bey, bu da ne? Ben ne yapacağım yumağı? Örgü mü öreceğim? diye söylenmiş.

- Koyun Hanım, Tavşan Hanım ve Kurbağa Bey bu yanlışlığı düzeltmek için ellerinde paketlerle Çiçi Bey’in dukkanına gitmişler. Olanları Çiçi Bey’e bir bir anlatmışlar. Paçi’nin paketleri dağıtırken daha dikkatli olmasını söylemişler. Çiçi bey onlara hak vermiş. Ancak dikkatsiz olan sadece Paçi değil, ben de dikkatsizce davrandım. Eğer paketlerin üzerine kime ait olduklarını yazsaydım böyle bir karışıklık olmazdı. Bu yüzden hepinizden özür dilerim demiş. Onları dinleyen Paçi başını önüne eğmiş, ben de bundan sonra daha dikkatli olacağım, diye söz vermiş. Sonra her biri kendine ait olan paketi almış evine gitmişler. O günden sonra Çiçi Bey hem de oğlu Paçi daha dikkatli olmaya özen göstermiş. Bir daha da böyle karışıklık yaşanmamış.

Niloya Anne Kaplan Hikayesi

Niloya Anne Kaplan Hikayesi

Niloya Anne Kaplan - Gece uyumadan önce annesi Niloya’ya güçlü kaplanın hikayesini anlatır. Hikayeyi çok seven Niloya kaplan olmaya karar verir ve kaplan gibi hayvanlara yardım eder. Ama o kadar çok oynar ki yemek yemeyi unutur. Oysa güçlü kaplanın bir sırrı vardır. Niloya henüz kitabın sonunu bilmediği için sırdan habersizdir.


Gece yatmadan önce annesi Niloya'ya kaplan masalını okur. Sabah olduğunda Niloya yataktan çıkıp kaplan gibi kükremeye başlar. Ben hayvan dostu güçlü kaplanım deyip dışarıya çıkar. Yavru kedinin yanına gidip "voooaav" diye kükrer. Kedi korkudan ağaca tırmanır. Daha sonra onu indirmek için evden süt getirir. Bir süre sonra annesi Niloya'yı kahvaltıya çağırır. Niloya kahvaltısını hızlı hızlı yapıp kalkar. Annesi bu ne acele diye sorar. Niloya ben hayvan dostu güçlü kaplanım , hayvan dostlarım beni bekliyor der ve bir şarkı söyler.

Tavşan sincap zürafa hepsi yaşar ormanda
Arkadaşları kaplanla yaşarlar neşe içinde
Ağaçların içinde dalların üzerinde
Kimisi yerin altında yaşarlar neşe içinde
Maymun geyik kırlangıç hepsi yaşar ormanda
Arkadaşları kaplanla yaşarlar neşe içinde
Niloya bütün gün güçlü kaplan olup oyun oynar. Gece yatmadan önce annesinden yine kaplan masalını ister. Annesi masalı okuyup kaplanın sırrının anne kaplan olduğunu söyler. Kaplan annesinin yaptığı yemekleri yediği için güçlü kaplan olmuştur der. Dikkatle dinleyen Niloya uykuya dalar. Sabah olduğunda yine kaplan oyunu oynar. Bu kez anne kaplanın yaptığı her şeyi yiyeceğim deyip kahvaltıya iner. Annesinin tabağına koyduğu her şeyi yeyip şimdi daha güçlü bir kaplan oldum der.

Niloya Çoban Mete Hikayesi

Mete ileride bir gün keçilere, koyunlara bakarım diye çoban olmaya karar verir. Çoban kostümünü giyip ağacın altına oturur. Sanki etrafında sürü varmış gibi hayal eder. Bu sırada Niloya yanına gelip oyun oynayalım mı diye sorar. Mete şimdi olmaz ileride çoban olabilmek için hazırlık yapıyorum der. Niloya Mete kendini gerçek bir çoban gibi hissetsin diye gidip keçisini getirir. Tospik ve kendisi de keçi gibi emekleyip melerler. Mete’ nin etrafında dönüp dururlar. Mete şimdi gerçek bir çoban olmuştur. Keçilerinin karnı acıkınca ahıra ot almaya gider. Bu sırada Niloya bir şarkı söyler.

Kuzu ve keçi tepelerde
Çoban Mete nerelerde
Geziyorlar kırlarda derelerde tepelerde
Dinleniyorlar efil efil ağaçların gölgesinde
Kuzu ve keçi tepelerde
Çoban Mete nerelerde
Mete çoban olmuş peşlerinde

Çoban olmaktan sıkılan Mete oyun oynamak ister. Niloya olmaz sen çobansın sürüye bakmalısın der. Mete çoban olmak ne zormuş diye düşünür. Ben en iyisi büyüyünce çoban olayım , şimdi yakalamaca oynayalım der. Bunun üzerine iki arkadaş yakalamaca oynamaya başlarlar.
Niloya Çoban Mete Hikayesi

Niloya Çoban Mete - Mete çoban olmaya karar vermiştir. Bir ağacın altında kendi kendine çobanlık yapmaktadır. Niloya ile oyun oynamamaktadır. Niloya, Tospik ve keçinin yardımıyla Mete’nin gerçek bir çoban gibi çalışmasını sağlar. Ama bu Mete için o kadar da kolay değildir. Acaba Mete çoban olmaya devam edecek midir?

İstanbul Muhafızları 2. Bölüm Yerebatan Sarnıcı

İstanbul Muhafızları 2. Bölüm - Yerebatan Sarnıcı

Elif, Zeynep, Mehmet ve Ali sabah saat 7'de alarm sesi ile uyanıp buluşurlar. Hep birlikte koca çınara giderler. Çınar bütün ihtişamı ile onları karşılar. Aynı anda ellerini çınara dokundurup içeriye girerler. Koca çınar çocukları Rumeli Hisarı görevinde gösterdikleri başarıdan dolayı tebrik eder. Azmi ve Gürgen'in yeni planlarına karşı dikkatli ve uyanık olmalarını söyler.
Diğer tarafta Gürgen yeni saldırı planı için hazırlık yapmaktadır. Yardımcısı Azmi bu kez nereye saldıracağız diye sorar. Gürgen Yerebatan Sarnıcı diye cevap verir.

Gürgen yine bir gün derste uyuklarken öğretmeni ona Yerebatan Sarnıcını anlatmasını söyler. Dersle alakası olmayan Gürgen biraz düşünüp Beşiktaş'ın eski stadının adıdır diye cevap verir. Bütün sınıf gülerken öğretmeni kızar ve 0 verir. O günden sonra Gürgen Yerebatan Sarnıcına zarar vermeyi kafasına koyar.

İstanbul Muhafızları 2. Bölüm Yerebatan Sarnıcı
İstanbul Muhafızları 2. Bölüm Yerebatan Sarnıcı
Çocuklar çınarın içindeyken alarm gelir. Çınar Gürgen'in harekete geçtiğini, yeni hedefin Yerebatan Sarnıcı olduğunu söyler. Sarnıcı kurtarırken İstanbul'un aziz hatıralarını korumaya dikkat edin der. Çok geçmeden Gürgen ve Azmi Sarnıca gelirler. Zaman kaybetmeden tuzaklarını kurup, insanların dilek için suya attıkları paraları toplamaya başlarlar.

İstanbul Muhafızlarının geldiğini görünce saklanırlar. Çocukların düşmediği tuzağa yakından bakmaya giden Gürgen kendi tuzağına düşüp suya düşer. Daha önce suya attıkları piranalar Gürgeni ısırmaya başlayınca Azminin yardımı ile sudan çıkar.

Etrafta Gürgen ve Azmi'yi arayan İstanbul Muhafızları tuzağa düşer. Gürgen onları bir kafese kapatmayı başarır. Daha sonra Sarnıcın dibini kazıp tamamını suyla doldurmak için kendi yaptığı dev matkabı suyun dibine yerleştirir. Sonra da çocukları orada bırakıp giderler.
Aklına bir fikir gelen Mehmet Zeynep'in yoyosunu alıp matkaba atar. Yoyo matkabın tepesine çarpınca dengesi bozulup infilak eder. Çocuklar kafesten nasıl kurtulacağız diye düşünürken karateci olan Elif bir tekmeyle kapıyı kırar. Gürgen ve Azmi'nin topladığı dilek paralarını tekrar suya atarlar.
Diğer taraftan Gürgen ve Azmi dehlizde yürürken bir anda orayı su basar. Kendi tuzaklarına yine kendileri düşerler. İstanbul Muhafızları yine bir görevi daha başarıyla tamamlarlar.

Rafadan Tayfa 54. Bölüm Hikayesi (Oyun Makinesi)

Rafadan Tayfa 54. Bölüm Hikayesi - Oyun Makinesi

Kamil ve Hayri dükkandan Mertlerin evine kadar soluk soluğa koşup aceleyle zili çalarlar. Mert kapıyı açınca heyecanla geldi mi diye sorarlar. Mert geldi deyince heyecanla salona koşarlar. Merakla bekledikleri şey bir oyun makinesidir.


Televizyona bağlayıp kollarla oynanan bir makine. Hayri ve Kamil önce ben oynayacağım diye tartışırken Mert iki kol var birlikte oynayın der. İki kafadar zaman kaybetmeden oyuna başlarlar. Kamil Hayri'yi yenmeye başlayınca Mert Hayri’ den kolu alıp devam eder. Kamil onu da yener. Bu sırada ödevlerini bitiren Akın’ da salona gelip kendisi de oynamak ister. Mert kolu Akın’ a verince Akın Kamil'i alt eder. Daha sonra Akın sırayla hepsini yenince Kamil dayanamayıp seni yenebilecek biri var mı acaba diye sorar. Akın beni bir tek Basri amca yenebilir diye cevap verir.

Çocuklar saatlerce oyunun başından kalkmadan turnuvalar yaparlar. Bu böyle günlerce sürer. Oyun konsolunda çeşit çeşit oyunlar vardır. Günlerce oynayıp eğlenirler. Birkaç gün sonra televizyon karşısında oyun oynamaktan uykusuz ve yorgun düşerler. Yine bir gün oyun makinesinde oyun oynarken elektrikler kesilir. Oyuna ara verince hepsinin vücudu uyuşmuş kaskatı kesilmiştir. Yürümeye bile dermanları kalmamıştır. Çaresiz oturup elektriğin gelmesini beklerler. O kadar çok oyun oynamışlardır ki duvarlarda oyunun hayalini görmeye başlarlar.

Beklerken başka bir şeylerle vakit geçirelim diye düşünürler. Bu sırada kapı çalıp Hale ve Sevim gelir. Çocukları sokakta oyun oynamaya çağırırlar. Çocuklar elektrikler gelince oyun makinesinde oynayacaklarını söyleyince Hale ve Sevim aynı oyunların gerçeğini zaten sokakta oynuyorsunuz derler. Çocuklar biraz düşünüp kızlara hak verirler. Boşu boşuna makinenin başında zaman geçirdiklerini anlarlar. Hemen sokağa oyun oynamaya giderler. Hale ve Sevim onları pencereden izlerken elektrikler gelir.

Niloya Denizden Ne Çıkacak Hikayesi

Niloya ve Murat babalarıyla birlikte denize açılıp balık tutarlar. Oltalarını atıp beklerken Murat babasına daha önce balığa çıktığında neler tutmuştun diye sorar. Babası bir keresinde kılıç balığı tuttum, fakat haline üzülüp geri bıraktım der. Kılıç balığı iki kardeşin çok ilgisini çeker. Niloya bir anda kılıç balığı taklidi yapmaya başlar. Hep birlikte gülüp eğlenirken Niloya’ nın oltasına bir şey takılır. Babası oltayı alıp çekmeye başlar. Fakat takılan şey o kadar büyüktür ki bir türlü çekip çıkaramazlar. Niloya acaba takılan şey kılıç balığı mı diye düşünüp bir şarkı söyler.

Oltayı attım denize
Hepsi takıldı peşine
Hamsi tutacağım derken
Kılıçlı balık yiyemem ben
Hamsiyi çok severiz
Her türlüsünü yeriz
Balina mı tuttuk yoksa biz
Hepsini yiyemeyiz
Yunuslar ahtapotlar
Hepsinin evi deniz
Türlü türlü balıklar
Biz hamsiyi severiz

Çocuklar babalarına destek verip hep birlikte oltaya asılırlar. Büyük uğraşlar sonunda nihayet oltayı çekmeyi başarırlar. Çıkan şey karşısında hepsi şaşkına döner. Çünkü bir ayakkabı teki çıkmıştır. Küçük Niloya hiç ayakkabı balığı görmemiştim der. Babası gülerek o balık değil der. Birisi denize ayakkabısını düşürmüş olmalı der. Bunun üzerine Niloya ayakkabıyı alıp ayakkabısını kaybeden var mı diye bağırır. Hepsi birlikte gülmeye başlarlar.
Niloya Denizden Ne Çıkacak Hikayesi

Niloya Denizden Ne Çıkacak Hikayesi - Niloya, abisi Murat ve babası ile teknede balık tutmaktadırlar. Babası geçmişte tuttuğu büyük balıklardan bahseder. Niloya ve Murat çok etkilenir bu anılardan. Bu sırada Niloya’nın oltası ağırlaşır. Belli ki büyük bir balık vardır. Ama çekmesi o kadar kolay değildir. Niloya, abisi ve babası denizde eğlenceli bir macera yaşarlar.

Niloya Karınca Parkı Hikayesi

Niloya kaplumbağa Tospik ile yarış yaparlar. Tospik çok yavaş yürüdüğü için Niloya sıkılıp elma toplayan anne ve babaannesinin yanına gider. Onlara yardım etmek istediğini söyler. Annesi sepeti  alıp elmaları toplayabileceğini söyler. Bu sırada annesi ve babaannesi çok çalışmaktan yorulmuş olacaklar ki yere oturup dinlenirler. Niloya içinden onlara kızar. Elma toplamak carken niye otururlar ki diye düşünür. Elmaları kendi başına toplamaya karar verir. Bu sırada yerde sıra halinde giden karıncaları görür. Karıncalar kış için erzak toplamış yuvalarına doğru gitmektedirler. Niloya onların yorulunca dinlenebilecekleri bir yer yok diye bir karınca parkı yapmaya karar verir ve bir şarkı söyler.

Salıncak kaydırak herkese lazım bir park
Bak orada bir bank
Otur da keyfine bak
Ne de güzel çalıştık
Çalışmaya doyamadık işimize baktık
Ne de güzel başardık
Salıncak kaydırak herkese lazım bir park
Bak orada bir bank
Otur da keyfine bak

Niloya karıncalar için maketlerden bir park yapar. Karıncalar parkı fark etmeden yollarına devam ederler. Niloya hadi bankta biraz dinlenin der. Bu sırada yorgun bir karınca maket bankın üzerine oturur. Daha sonra bankı sırtına yükleyip onu da götürür. Niloya gülerek arkasından bakar. Bu sırada annesi ve babaannesi yeniden elma toplamaya başlarlar. Niloya ‘ yı da yanlarına çağırırlar. Niloya ben karınca değilim biraz yoruldum deyip eve doğru koşar.
Niloya Karınca Parkı Hikayesi

Niloya Karınca Parkı - Niloya elma toplarken, karıncaları fark eder. Hiç durmadan çalışmaktadırlar. Neden dinlenmemektedirler? Niloya karıncaların dinlenmesini ister ve onlara karınca parkı yapar. Bakalım karıncalar bu parkı kullanıp dinlenecek mi?

Altın Hanım ve Bal Kovanı

Yaz gelmiş, rengarenk çiçekler açmış... Mutlu ormanda yaşayan arılar bal yapmak için çiçekten çiçeğe koşmuşlar. Günlerce o kadar çok bal yapmışlar ki ağaç kovuğundaki kovanları balla dolmuş. Arıların kraliçesi Altın Hanım herkesi etrafına toplamış. Sevgili arılarım! çok çalıştık, kovanımızı balla doldurduk. Bu bal bizim için önemli, bu yüzden kovanımızı korumalıyız. Özellikle de bal yemeyi çok seven ayılara dikkat etmeliyiz, demiş. Altın Hanım konuşmasını bitirince Vızırık diğer arıların arasından geçerek öne doğru atılmış. Peki kovanımızı nasıl koruyacağız? diye sormuş. Altın Hanım, Vızırık’a dönüp cevap vermiş; bütün arılar kovanın önünde sırayla nöbet tutacak. Birileri kovana yaklaşacak olursa  nöbet tutan arı hemen diğer arılara haber verecek. Bunu duyan Vızırık nöbet tutmanın çok eğlenceli olabileceğini düşünmüş. Ben de nöbet tutacağım, diye bağırmış. Sonra da yerde gördüğü sivri uçlu çubuğu almış. Benim adım bal koruyucu Vızırık, deyip çubuğu sağa sola savurmuş. Altı Hanım, dur Vızırık! Bir kaza çıkacak şimdi, tamam sen de nöbet tutacaksın, demiş. O günden itibaren arılar kovanlarının önünde nöbet tutmaya başlamışlar.

Günler geçmiş nöbet tutma sırası Vızırık'a gelmiş. Vızırık kovanın önünde uçuyor, etrafına dikkatlice bakınıyormuş. O sırada bir bozayının oradan geçtiğini görmüş. Altın Hanım'ın söylediklerini düşünmüş, çok heyecanlanmış. Ayının yanına gidip panikle, merhaba! yoksa buraya bal yemeye mi geldiniz? diye sormuş. Aslında bozayı kendi yolunda ilerliyormuş. Ama baldan bahsedildiğini sorunca durmuş. Vızırık'ın ağzından laf alabileceğini düşünmüş. Keşke buralarda bir kovan bal olsa da yesem, demiş yalana  yalana. Vızırık ne yapacağını bilememiş. Birden yok yok! burada bal filan yiyemezsin, demiş. Ben bu ağacın içerisindeki kovanımızı koruyorum. Balımızı yemeyi aklından bile geçirme, diye karşılık vermiş. Böylece bozayıyı oradan uzaklaştırmak isterken heyecandan bal kovanının yerini söyleyivermiş! Demek bu ağacın içinde bal dolu bir kovanınız var, demiş bozayı. Vızırık balın yerini söylediğini fark etmiş. Kekelemeye başlamış. Yani... Şey... İşte ben burada nöbet tutuyorum. Bak ben çok güzel nöbet tutarım haberin olsun, demiş. Ama bal dolu kovanın yerini öğrenen bozayı boş durur mu? Hemen ağaca yaklaşmış. Vızırık'ın, Dur! Ne yapıyorsun? Sana ne dedim ben, demesine aldırmamış. Pençesini ağacın içindeki delikten içeri sokmuş. Kovandaki balı avuçlayarak yemeye başlamış. Bütün arılar, farklı çiçekler aramak için ormanda gezintiye çıktıklarından kovanda bir tek arı bile yokmuş. Vızırık heyecandan onları yardıma çağırmayı bile unutmuş. Bozayıya engel olmak istemiş ama başaramamış. Bu sırada bozayı kovandaki balın çoğunu yiyip oradan ayrılmış. Bozayı gidince Vızırık diğerlerine haber vermiş. Arılar kovana geldiklerinde artık çok geçmiş! Kovanda sadece birkaç damla bal kalmış. Vızırık kovanı koruyamadığı için o kadar üzgünmüş ki! Hepinizden özür dilerim. Kocaman ayıyı karşımda görünce heyecanlandım. Yanlışlıkla ona kovanımızın yerini söyledim. Üstelik kovanımızı koruyamadım, deyip bir köşeye çekilmiş. Vızırık’ın ne kadar üzgün olduğunu gören Altın Hanım, onunla konuşmak için peşinden gitmiş. Vızırık’ın başını okşayarak, heyecan ve panik, hata yapmamıza sebep olabilir  Vızırık. Bu yüzden en zor  zamanlarda bile sakince düşünmeli ve ona göre hareket etmeliyiz. Şimdi üzülmeyi bırakalım da kovanımızı yeniden balla dolduralım, demiş. Vızırık Altın Hanımın sözleriyle rahatlamış. Bal yapma zamanı, diye sevinçle bağırmış. O günden sonra bütün arılar çok çalışıp tekrar bir kovan dolusu bal yapmışlar. Peki en çok kim mi çalışmış? tabii ki Vızırık.
Çizgi Film Hikayeleri
Altın Hanım ve Bal Kovanı

İstanbul Muhafızları 1. Bölüm Hikayesi (Rumeli Hisarı)

İstanbul Muhafızları Rumeli Hisarı Hikayesi

Dört arkadaş Elif, Mehmet, Zeynep ve Ali koca çınarın etrafında saklambaç oynarlar. Hepsi aynı anda çınara dokunduklarında kendilerini çınarın içinde bulurlar. Ne olduğunu anlamaya çalışırken çınar konuşmaya başlar. Çocuklar dikkatle çınarın anlattığı hikayeyi dinlerler. "Yıllar önce İstanbul' un bereketli topraklarına bir tohum tanesi olarak düştüm. Büyüdüm ve köklerimi tüm İstanbul'a saldım. Bu şehri korumaya söz verdim. Bu görevde bana yardım eden bir çok arkadaşım oldu. Şimdiki yardımcılarım da sizlersiniz çocuklar" der. Çocuklar merakla bu şehri kimden koruyacağız diye sorarlar. Çınar Gürgen ve Azmi’den der.

Gürgen astronot olmak istemektedir. Fakat tarih dersinden bir türlü mezun olamadığı için mezun olamamıştır. Bu yüzden İstanbul’ un tarihi yapısına zarar vermeyi kendine görev edinir. Öğretmeni derste Rumeli Hisarının tarihteki önemini anlatmıştır. Gürgen Rumeli Hisarını yok edip tarihten silmek ister. Bunun için bir plan yapıp yardımcısı Azmi ile harekete geçerler.
İstanbul muhafızları yeni görevlerinde çınara yardım etmek için gönüllü olurlar. Bu sırada bir alarm sesi gelir. Gürgen Hisarı yok etmek için işe koyulmuştur.

İstanbul Muhafızları Rumeli Hisarı
Rumeli Hisarı boğazın en dar yerinde bulunan muhteşem bir yapıdır. Fatih Sultan Mehmet tarafından düşman gemilerinin boğazdan geçişini engellemek için yaptırılmıştır. Gürgen ve Azmi Hisarın burçlarına çıkıp oradaki topları incelerken İstanbul muhafızları gelir. Azmi ve Gürgen kaçmaya başlarlar.

Gürgen bir tekneye binip kaçarken Azmi’ ye kendisinin önceden yapıp ayarladığı mancınıkları fırlatmasını söyler. Gürgen’ e göre biraz saf olan Azmi mancınıklara doğru koşar. İstanbul muhafızları da peşinden koşar. Azmi mancınığın ateşleme düğmesini bir türlü bulamaz. Akılları sayesinde bu görevi başarabileceklerini bilen çocuklar Azmi’ ye seslenip sana yardım edebiliriz derler. Azmi yardımı kabul eder. Çocuklar mancınığın yönünü denize doğru çevirip ateşleme düğmesini Azmi’ ye gösterirler. Azmi telsizle Gürgen ‘ den gelen ateşle emrine uyup düğmeye basar. Basmasıyla mancınığın ucundaki top havalanıp denizin ortasındaki Gürgen’ in teknesine düşer. Su alan tekne batmaya başlar. Görevi başarıyla tamamlayan çocuklar çınarın yanına geri dönerler.

Rafadan Tayfa 53. Bölüm Hikayesi (Zaman Tüneli)

Rafadan Tayfa Zaman Tüneli Hikayesi

Hayri, Mert ve Akın Kamil’e sürpriz bir doğum günü kutlaması hazırlamaktadır. Bu sefer ki sürpriz biraz farklıdır. Mahallenin ortasına çarşaflardan bir zaman tüneli yaparlar. Akın uzaktan Kamil’in geldiğini haber verince herkes yerini alır.


Akın Kamil’in yolunu kesip bu bölgede gizli bir araştırma olduğunu, araştırma yöneticisinin de Hayri olduğunu söyler. Hayri zamanda yolculuk başvurusu için Kamil’e bir takım sorular sorar. Daha sonra zamanda yolculuğa hazırsın deyip üzeri çarşafla örtülü olan, el arabasından yapılmış zaman makinesini gösterir. Neler olduğuna bir anlam veremeyen Kamil şaşkınlığını saklayamaz. Hayri Kamil’i zaman makinesine oturtup başına karton kutudan yapılmış başlığı takar. Diğer başlığı da kendi başına takınca zamanda yolculuğa hazırdırlar.

Çarşaflardan yaptıkları koridorlarda (zaman tüneli) gezintiye çıkarlar. İlk önce milyonlarca yıl öncesine ilk insanların yaşadığı döneme giderler. İlk insanlar ( Akın ve Hale ) tarımı keşfedip buğday öğütmektedirler. Hayri şu anda önemli bir ana tanıklık ediyoruz der. Bu sırada maketten yapılmış bir Mahmut onlara saldırır. Onlarda ilkel okları ile ona karşı koyarlar. Hayri ve Kamil zamanda yaptıkları yolculuğa devam ederler. Koridorlardan geçip farklı zaman dilimindeki olaylara tanıklık ederler. Hayri zaman tünelinde Kamil’i gezdirirken bir şarkı söyler.

Hayri'nin Zaman Tüneli Şarkısı
Tarihteki hiç bir olay bulmadı kolay kolay,
Yazı rakam hepsi kitap bunlarsız eksik hayat,
Kağıt pusula ve para derken yelken aç suya,
Merak ettik ve keşfettik bilim doğdu sonunda,
Hazer’ le çözdük cebiri sıfıra bir rakam dedik,
Musiki ve geometri Farabi ile bilendik,
Yolculuk epey uzun haydi koltuğa tutun,
Zamanda yolculuk budur aç gözünü biraz düşün,
Tıp gelişti sonunda öncüsü İbni Sina,
Fizik optikle değişti Galileo göğe bakınca,
Piri Reis denizlerde dünya harita üstünde,
Mimar Sinan büyük usta eserleri her yerde,
Tarih bitmez anlatmakla merakla bak kitaplara,
Daha nice gelişmişler senin keşfini bekler,
Ezberlerden sakın olma tek çıkar yol araştırma,
Zaten yakışan budur her zaman yolcusuna,
Rafadan Tayfa Gazetesi

Zaman yolculuğunun sonunda bütün arkadaşları onu karşılar. Hayri son bir yolları kaldığını söyleyip bir hafta öncesine giderler. Kamil doğum gününde memlekette olduğu için doğum gününü kutlayamamışlardır. Akın’ın fikriyle zaman tüneli yapıp Kamil’in doğum gününü kutlarlar.